Frmacil

Frmacil

Acil Sorunlara Acil Çözüm





Geri git   Frmacil >
(¯`·.(¯`·.Din Bölümü·´¯).·´¯)
> Frmacil İslamiyet > İslami Kıssa ve Hikayeler

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Hızır ve Gelin | Sabahın Altısında Bir Kalp Kırıldı
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 15-06-2008   #1
Profil Bilgileri
Özel Üye
 
D.K.F.Q - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2007
Bulunduğu yer: FrmAcil.Com
Mesajlar: 4.977
Üye No: 6683
Tecrübe Puanı: 63
Rep Puanı : 6555
Rep Derecesi
D.K.F.Q has a reputation beyond reputeD.K.F.Q has a reputation beyond reputeD.K.F.Q has a reputation beyond reputeD.K.F.Q has a reputation beyond reputeD.K.F.Q has a reputation beyond reputeD.K.F.Q has a reputation beyond reputeD.K.F.Q has a reputation beyond reputeD.K.F.Q has a reputation beyond reputeD.K.F.Q has a reputation beyond reputeD.K.F.Q has a reputation beyond reputeD.K.F.Q has a reputation beyond repute
D.K.F.Q - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart Güneşe Yazı Yazılmaz

Çok eski zamanlarda çok uzaklarda bir ülke vardı Dağların arkasında yemyeşil bir ovaya kurulmuş, insanların yüzünden gülücük eksik olmayan, pırıl pırıl bir ülkeydi burası Bu ...

Çok eski zamanlarda çok uzaklarda bir ülke vardı Dağların arkasında yemyeşil bir ovaya kurulmuş, insanların yüzünden gülücük eksik olmayan, pırıl pırıl bir ülkeydi burası Bu ülkenin insanları şimdi her zamankinden daha mutluydular Çünkü yıllar sonra padişahlarının nihayet bir çocuğu olmuştu Nur topu gibi, güzeller güzeli, elleri yumuk yumuk, yanakları al al bir kız bebek Kurbanlar kesildi, günlerce ziyafetler verildi, eğlenceler yapıldı Günler günleri kovaladı, yıllar yılları Güzelliği dillere destan bir prenses olmuştu o minik kız Civar ülkelerden her gün bir haberci geliyor, ya prenslerinin ya krallarının hediyelerini sunuyorlar, evlenme tekliflerini iletiyorlardı

Prenses mutluydu, babası üstüne titriyor, aman kızım, diyordu, acele etme karar vermekte Bakalım zaman ne gösterir…

Padişah bir gün âdeti olduğu üzere tebdil-i kıyafet, ülkesini gezmeye çıktı Akşama kadar halkının arasında dolaştı Ne aç bir insana rastladı ne bir dertliye ne de bir kimsesize Sevinç içinde sarayının yolunu tuttu

Dönüşte ırmağın kenarında oturan bir ihtiyar uzaktan dikkatini çekti İhtiyar, yerden aldığı taşları birbirine bağlıyor, bir şeyler söyleyip ırmağa atıyordu Padişah yaklaştı, selam verdi ve sordu:

- Hayırdır ihtiyar, ne yapıyorsun böyle?

- Kısmetleri birbirine bağlıyorum, dedi ihtiyar adam

Padişah güldü:

- Öyle mi, şu attığın kimin kısmetiymiş bakalım?

- O mu? O padişahın kızıyla, uşağı Ahmet’in kısmeti…

Saraya döndüğünde bir sıkıntı bastı padişahı Böyle bir şey olabilir miydi? Kısmetleri birbirine bağlamak… Şu zenci uşak ve güzeller güzeli prenses… Gözününbebeği yani, canı, ciğerparesi, sevgili kızı… Olmaz öyle şey, dedi, ama şüphe kurdu düşmüştü bir kez içine Sabaha kadar uyuyamadı Sağa döndü, sola döndü, uyku girmedi gözüne Arada bir dalıyor, sıçrayarak uyanıyordu Kısmetler böyle bağlanmazdı, biliyordu bunu, ama ya doğruysa?

Sabah olduğunda kararını vermişti Uşağını geri dönemeyeceği bir yere yollayacak, ondan kurtulacaktı Bunu yapmak zorunda kaldığı için kendinden utanıyordu ama işi sağlama almak lâzımdı O ihtiyarı bulup kellesini vurdurmayı bile düşündü bir ara Ama en ehveni Ahmet’i yollamak, ondan ve bu kısmet meselesinden kurtulmaktı

Alelacele bir mektup yazdı, uşağını çağırttı Karşısında durup kendisine şaşkın şaşkın bakan zavallı zenci uşağın gözlerine bakmaya çekiniyordu Yüzünü pencereye döndü, elindeki mektubu gösterdi uşağa

- Ahmet, dedi, şimdi bu mektubu alacaksın ve hiç durmadan yürüyeceksin Bunu güneşe götürmeni istiyorum senden Bu hepimiz için çok önemli Sakın bu mektubu vermeden geleyim deme!

Neye uğradığını şaşıran uşak, çaresiz emre itaat etti Yol hazırlığını yaptı, mektubu sıkı sıkı sarıp sarmaladı, koynuna sakladı ve yola düştü Hiç durmadan yürüyecekti, mektubu güneşe verecekti Tastamam böyle demişti padişah İyi de güneşi nasıl bulacaktı, bulsa da mektubu nasıl verecekti? Sıkıntı bastı Ahmet’i Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı, güneşin olduğu yöne doğru yürümeye karar verdi

Yürüdü uşak Aylarca yürüdü Azığı bitti, elbiseleri parçalandı, ayakları kan revan içinde kaldı, o yürümeye devam etti Koynundaki mektubu arada bir çıkarıp bakıyor, sağlam olduğunu görünce gülümseyerek yürümeye devam ediyordu

Bu arada her şey yine eskisi gibiydi ülkede Padişah mutluydu, güzel kızının üstüne daha çok titriyor, onu daha bir seviyordu Halk huzur içindeydi, her yer pırıl pırıldı yine Baharın gelişiyle beraber bütün ülke çiçeklerle donanmıştı Prenses, evlenmesi için babasının niçin bu kadar acele ettiğine anlam veremese de, yağmurlar, çiçekler, cıvıl cıvıl kuşlar, bahar güzeldi işte…

Padişah Ahmet’in dönemeyeceğinden emindi Çoktan ölmüş olmalıydı Sadık bir uşaktı, verilen görevi yapmak için elinden geleni yapacaktı kuşkusuz Ama güneşi bulmak, mektubu ona vermek, olacak şey miydi hiç? Zekâsına bir kez daha hayran oldu padişah

Gün geçtikçe ümidi tükeniyordu uşağın Üç mevsim geçmişti yola çıktığından beri Bu güneşe varmak belli ki mümkün olmayacaktı Koynunu yokladı, mektup sağlamdı Kendisi kan revan içindeydi, tanınmayacak hale gelmişti ama olsun, mektup sağlamdı yinede Son bir gayretle yürümeye çalışıyordu Tepedeyken bir ırmak görmüştü, oraya kadar bir varabilse, kana kana bir içse buz gibi suyu, üç mevsim daha yürürdü Ahmet

Irmağa yaklaştığında ayakları vücudunu taşıyamıyordu artık Dizlerinin üstünde sürünerek geldi suyun kenarına Avuç avuç içti Başını soktu ırmağın serin suyuna Avuçlarını bir kez daha daldırdı Bir de kafasını kaldırdı ki ne görsün? Güneş işte orada, tam karşısında, ırmağın içinde bir mücevher gibi parlıyor ve öylece durup sanki kendisini görmesini bekliyordu

Uşağın gidişinden beri beş mevsim dönmüştü ülkede Dört bir yanda düğün hazırlıkları yapılıyor, tellallar prensesin düğününe bütün halkın davetli olduğunu haber veriyorlardı Prenses sonunda sevebileceği bir adam bulmuştu Çok uzaklardan bir ülkenin padişahıydı bu genç adam Padişah kızının mutluluğunu gördükçe daha bir seviniyor, kısmetleri birbirine bağlamakmış, diyordu gülerek, kısmetleri birbirine bağlamak… Hani nerede?

Padişah çok sevmişti damadını Uşak değildi her şeyden önce, hele zenci hiç değildi Hem onda yıllardır tanıdığı birinin kokusu vardı sanki Üstelik bu padişah her kimse, çok zengin biri olmalıydı Prensese hediye ettiği bir tek mücevher, o zamana kadar verilenlerin hepsine bedeldi çünkü Nihayet günü geldi, muhteşem bir düğün yapıldı ülkede

Düğünün üçüncü gününün akşamıydı Padişah ve yeni evliler akşam yemeğinde birlikteydiler Padişahın hemen yanında damadı ve tahtının vârisi, karşısında karısı, onun yanında sevgili kızı… Mutluluk buydu işte!

Bir yandan sohbet edip gülüşüyorlar, bir yandan yemeklerini yiyorlardı Genç damat kılıç kullanmayı nasıl öğrendiğini anlatıyor, av maceralarından bahsediyor, masadakileri kahkahaya boğuyordu Bir ara eline bir bıçak aldı, ilk kılıç kullanmaya başladığı zamanlardaki acemiliklerini anlatıyordu Elinden düşürdüğü bıçağı almak için eğildiğinde padişahın kendisine baktığını fark etti Prenses kahkahalar atıyordu Birden doğrulup açılan belini kapattı Ama belindeki siyahlık gözünden kaçmamıştı padişahın

O gece yine uyuyamadı padişah Kendisi gibi bembeyaz bir adamdı damadı, ama beli bir zencininkinden farksızdı Ahmet’i hatırlamaya çalıştı, yüzünü, konuşmasını, gülüşünü… Benziyorlar mıydı, böyle bir şey olabilir miydi? Olamazdı tabi Hem o kadarda benzemiyordu Ama genç adam neden telaşla belini kapatmıştı

Yatağına tekrar uzandı, gözlerini tavana dikti Kısmetleri birbirine bağlayan ihtiyarın yüzünü gördü Gülüyordu Çıldırdığını düşündü bir an Gözlerini kapatıp, tekrar açtı, ihtiyar yoktu Derin bir nefes aldı, hele bir sabah olsun, dedi, bunu anlamanın bir yolu bulunur elbet

Günün ilk ışıkları sarayın camlarına vurduğunda, prenses ve kocası çoktan bahçede gezmeye çıkmışlardı bile Pencereden onları gören padişahın aklına bir plân geldi Aceleyle üstünü giyindi, bahçeye çıktı Onlara iyice yaklaştı, birini çağırır gibi arkadan seslendi:

- Ahmet!

Genç adam birden irkilerek dönüp padişaha baktı Göz göze geldiler Delikanlı gözlerini kaçırmaya çalışıyordu ama nafile Çaresiz padişahın yanına gelip durdu, başından geçenleri anlatmaya başladı

Güneşi bir ırmağın içinde bulmuştu Mektubu vermek için suya daldığında içleri mücevher dolu, açık kapaklarından ışıltılar şaçan onlarca sandık görmüştü Sudan çıktığında, kuşağının sımsıkı sardığı beli hariç, bütün vücudu bembeyazdı Sandıkları bir bir ırmağın kenarına taşımış, oturup en son sandıktan çıkan mektubu okumuştu Sonrası, sonrasını biliyorlardı zaten Padişah hayretle doğruldu oturduğu yerden;

- Mektup, dedi, o mektup nerede şimdi?

- Hiç yanımdan ayırmadım ki, diye cevapladı genç adam koynundan çıkardığı mektubu padişaha uzatarak

Padişah aceleyle mektubu açtı, okumaya başladı:

“Güneşe yazı yazılmaz, yazılan yazı bozulmaz!”

Serdar TUNCER - Satır Arası Hikâyeler


 

D.K.F.Q isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Sponsored Links
Yudumla   Mumsema   Derya Gibi   Oya
Cevapla

Bookmarks
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yazı Tipleri! AGMEHMET Font ve İconlar 3 04-11-2008 22:47
İbiza yazı DereeN Populer markalar & Moda 0 23-07-2008 13:06
Güneşe korumasız bakmak kör ediyor sen_AY Sağlık-Genel 0 13-07-2008 11:20
Güneşe bakarsam bile .. DereeN Güzel Aşk Sözleri 0 14-04-2008 20:13
yazı sitili suppor Msn Ve Mail Yardım 6 23-02-2008 16:25



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:58 .
TOPlist TOPlist Add to Google
Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc.
Yudumla