| |||||||
| Forum Kuralları | İletiler | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Hazret-i Resûl-i ekremin 's a v ' huzûr-ı şerîflerinde oturan, Kureyş hâtunlarından birisi, yüksek ses ile konuşurken, hazret-i Ömer 'r a ' gelip, içeri girmeğe ... Hazret-i Resûl-i ekremin 's a v ' huzûr-ı şerîflerinde oturan, Kureyş hâtunlarından birisi, yüksek ses ile konuşurken, hazret-i Ömer 'r a ' gelip, içeri girmeğe izin taleb etdi Hâtunlar kalkıp, sür'atle perde arkasına çekildiler Hazret-i Ömere 'r a ' izin verilip, içeri girdi Bakdı ki, hazret-i Resûl-i ekrem 's a v ' gülüyordu Ömer 'r a ' dedi ki, - Allahü teâlâ hazretleri mubârek dişlerini güldürsün, yâ Resûlallah! Neden dolayı gülersiniz Server-i kâinât hazretleri buyurdular ki, - Bu hâtunlara hayret etdim ki, benim yanımda idiler Ne vakt ki senin sesini işitdiler, kaçıp, perde arkasına girdiler Hazret-i Ömer 'r a ' dedi ki: - Yâ kadınlar! Beni görünce, Resûlullahın huzûrunda olduğunuz hâlde, niçin korkup, kaçdınız Onun huzûrunda râhat oturup, korkmuyorsunuz! Hâtunlar, perde arkasından dediler ki, - Yâ Ömer! Sen yaratılışda şiddetli ve gadablısın Server-i kâinât buyurdular ki; - Ey Hattâb oğlu! Sen sözünden ferâgat et! Varlığım yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, şeytân yolda sana rastlasa, o yolu bırakıp, başka yola sapar, yolunu değişdirir [Peygamberimizin 's a v ' kadınlar ile oturması hicâb âyeti gelmeden evvel idi Hicâb âyeti gelince, kadınlar ile bir arada oturmadı ] Kaynak: Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin
| |
| |
| Sponsored Links | ||||
| Yudumla | Mumsema | Derya Gibi | Oya |
| | #2 |
| Özel Üye ![]() Üyelik tarihi: Dec 2007 Bulunduğu yer: FrmAcil.Com
Mesajlar: 4.977
Üye No: 6683
Tecrübe Puanı: 63 Rep Puanı : 6555 Rep Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Vaktiyle, saf-temiz bir adam, Hazreti Hızırı görmek dredine görmüş Ona birileri: "- Filan çöle gideceksin filan istikamete doğru yürüyeceksin, işte oralarda bir yerlerde Hızır'ı görebilirsin, demiş O da inanmış, o çöle gitmiş ve o istikamete doğru yüürmeye başlamış Gariban adam çölde epeyce yürümüş Bir müddet sonra birisiyle karşılaşmış: "- Selâmun aleyküm ![]() ![]() " "- Aleyküm selâm " "- Hayırdır, yolculuk nereye kurban?" demiş karşılaştığı adam "- Ben Hızır'ı görmek istiyorum bu çölde bu istikamete gidersem görebleceğimi söylediler![]() ![]() ![]() Gidiyorum işte![]() ![]() ![]() " "- Peki Hızır'ı görünce tanıyabilecek misin? ![]() Saf adam: "- Vallahi, o hiç aklıma gelmedi demiş "- Üzülme ![]() ![]() Ben sana tarif edeyim: Benim gibi kara kuru, seyrek sakallı bir adamdır "- Eyvallah kurban demişler ve birbirlerinin tersine yürümüşler Çok geçmeden aklı başına gelmiş,geri dönmüş ama, kara kuru seyrek sakallı Hızır (a s ) sır olup gitmiş Adamcağız kulağını kaşımış ve ![]() ![]() "- Hay Allah, kaçırdık " demiş Hızır'ı kaçırdığına pişman olmuş
|
| |
| | #3 |
| Özel Üye ![]() Üyelik tarihi: Dec 2007 Bulunduğu yer: FrmAcil.Com
Mesajlar: 4.977
Üye No: 6683
Tecrübe Puanı: 63 Rep Puanı : 6555 Rep Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | DİRİLEN ÖLÜ Enes bin Mâlik (R A ) anlatıyor: “Gözleri görmeyen yaşlı bir hanımın Saib adında bir genç oğlu vardı Daha hayatının baharında olan bu delikanlı Medine vebasına yakalanmıştı Uzun zaman hasta yattı Bir gün delikanlının ziyaretine gittik Fakat maalesef biz orada iken delikanlı ruhunu teslim etti Bizde gözlerini kapadık ve üzerine elbisesini örttük İçimizden biri annesine: - Onun için Allah’a dua et dedi Annesi: - Ama o öldü dedi Biz: - Olsun sen yine de dua et dedik Bunun üzerine kadın çocuğun ayak ucuna oturdu, ayaklarını tuttu ve: - Allahım, ben isteyerek sana iman ettim Senden korktuğum için, putları bıraktım Arzumla sırf senin için hicret ettim Allahım, puta tapanları bana güldürme, gücümün yetmeyeceği bu yükü bana yükleme ’ diye dua etti Alah’a yemin ederim ki, kadın sözünü bitirir bitirmez, çocuk ayaklarını kımıldatmaya başladı Sonra da yüzünden örtüyü attı Rasulullah (A S ) ve annesi vefat edinceye kadar da yaşadı ” (Hayatü’s-Sahâbe)
|
| |
| | #4 |
| Özel Üye ![]() Üyelik tarihi: Dec 2007 Bulunduğu yer: FrmAcil.Com
Mesajlar: 4.977
Üye No: 6683
Tecrübe Puanı: 63 Rep Puanı : 6555 Rep Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Böyle sevebiliyormuyuz ??? Fahr-i Kainat Efendimiz(S A V) yüce davasını aleme ilan etmeden önce, çevresinde gençlerden meydana gelen bir nur halkası oluşturulmuştu Öyle ki o kahramanlar halkasının %80 i 10 ile25 yaş arasındaydı Hz Ali, Hz Zübeyr, Hz Talha ve Hz Saad (R A) gibi sahabeler, o cennet ordusuna daha çocuk yaşlarda katılmışlar ve bazıları daha dünyada iken cennetle müjdelenmişlerdi![]() ![]() Bu gençlerden biri olan Zeyd(R A) peygamber sevgisiyle güneşi dahi söndürebilecek bir aşka sahipti O öyle bir aşktı ki ,Taif'te taş yağmuruna tutulan Efendimiz'e (S A V) kendizini siper ettiğinde aldığı yüzden fazla yara, ona acı yerine lezzet veriyordu![]() ![]() O sıralarda 22 yaşında olan bu genç sahabe, O Zat'ı(S A V) muhafaza eden melaike ordusunu bile kıskanıyor ve kendisi gibi genç olan diğer sahabeler tarafından O'nun etrafında oluşturulan koruyuc etten duvarın en önünde yer alıyordu Bu yüce sahabe, güneşin ortalığı kavurduğu bir günde gazve'ye hazırlanırken Peygamberimizin alnında parıldayan ter damlacıklarını gördü Her bir damla, Zeyd'in kalbine bir hançer gibi saplanmıştı Dayanamadı, başını öfkeyle yukarı kaldırarak güneşe çevirdi ve hiç kımıldamadan ona bamaya başladı Fahr-i Kainat Efendimiz(S A V) bütün alemleri kuşatan nuraniyetiyle bir şeyler olduğunu hissetmişti Hemen Zeyd'e döndü ve kolunu tutarak: -Zeyd,dedi Ne yapıyorsun ? Güneşi söndüreceksin![]() ![]() Zeyd,bakışlarını yere çevirdi Ve peygamberler peygamberinden yansıyan bir nur, güneşi ona muhatap etti Güneş: -Ya Zeyd,diyordu Ben Efendimizi(S A V)incitmek istermiyim hiç ? Sadece O'na daha yakın olmayı arzu etmiştim İman ve sevgi sırrındaki bu akılalmaz hikmet, Mekke sokaklarından bir sevda bestesi gibi bütün alemlere yansıdı ve O'nu sevenlerin gönlüne ulaştı Zeyd'den bütün gençlere bir mesajdı bu Ve''Onu benim gibi sevmelisiniz!'' diyordu ''Onu benim gibi sevmelisiniz!''
|
| |
| | #5 |
| Özel Üye ![]() Üyelik tarihi: Dec 2007 Bulunduğu yer: FrmAcil.Com
Mesajlar: 4.977
Üye No: 6683
Tecrübe Puanı: 63 Rep Puanı : 6555 Rep Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Okuyacağınız hikayeyi bize sahabilerin içinde en çok sayıda hadis rivayet etmiş olan İbn-i Abbas anlatmaktadır Karanlık bir geceydi; soğuk ve dondurucu bir kış gecesi Ayaz insanın iliklerine işliyordu Halife Hz Ömer'i görüp onunla biraz konuşmak üzere evden çıktım Her taraf ıssız ve sessiz, bütün şehir uykularının en derin rüyalarında soluyor olmalı Sokaklarda in cin top oynuyor Yolumun ortalarına doğru önümde insan olduğunu tahmin ettiğim bir karaltı belirdi Biraz daha yaklaşınca gerçekten insan olduğunu gördüm Karşımdaki de verdiğim selamı almak üzere başını kaldırıp yüzünü bana çevirince hayretten şaşakaldım Çünkü önümde benim ziyaretine koyulduğum Hz Ömer'den başkası değildi Gecenin bu saatinde herkes sıcak yatağında mışıl mışıl uyurken koca bir halifenin yapayalnız sokaklarda dolaşmasını bir sebebe bağlıyamıyordum Üstelik bu dondurucu kış gecesinde Merakımı yenemeyerek, hemen söze başladım; "gecenin bu saatinde yapayalnız niçin dolaşıyorsun?" Hz Ömer (r a) bana sokularak koluma girdi ve işin yoksa beraber yürüyelim diye teklif etti; "hem sana yürüken niçin yalnız başıma gezintiye çıktığımı da anlatırım" diye ilave etti Ben "zaten sana geliyordum; biraz görüşür, sohbet ederiz diye düşünmüştüm Madem ki böyle oldu; gezinirken konuşuruz " cevabını verdim İkimiz birlikte yola koyulmuştuk; benim içim içime sığmıyor, neredeyse meraktan çatlıyordum Bir aralık soru soran gözlerimi Halife'nin yüzüne diktim; haydi söze başla; anlat bakalım niçin ayazlı bir gecenin bu saatinde tek başına sokaklarda dolaştığını" demek istiyorum Halife Hz Ömer'de zaptedilmez merakımı anlamıştı Ama başka meselelerden konuşuyor, fakat bir türlü gecenin bu saatinde niçin dolaşmakta olduğuna lafı getirmiyordu Birlikte gezinirken her evin kapısı önünde epeyce bir müddet dikiliyor, kulağını kapıya dayayarak içerisini dinliyordu Evlerin kapılarında dikilip içerden bir ses geliyor mu, gelmiyor mu, diye dinleye dinleye sokak sokak Mekke mahallelerini dolaştık Hiçbir tarafta çıt yoktu, herkes bölünmez uykularının salıncağında soluyordu Belki de şu koca şehirde gecenin bu saatinde Halife Hz ömer (r a) ile benden başka uyanık olan tek kişi yoktu Yavaş yavaş Hz Ömer'in neden gezintiye çıktığını anlar gibi oluyordum Anlaşılan şehir halkından herhangi birisinin bir derdi, bir sıkıntısı yüzünden uykusuz kalıp kalmadığını yakalamak istiyordu Bu yüzden sokak köpeklerine kadar şehrin bütün canlıları sıcak yuvalarında uyurken müslümanların reisi sıfatı ile Hz Ömer (r a ) onlara bekçilik ediyor; onların rahatı için uykuyu kendine haram ederek sokak sokak bu ayazda dolaşıyordu Bütün mahalleleri kapı kapı dolaşınca şehrin dışına çıktık Sağda solda tek tük çadırlar vardı Onların da kapıları önünde durup ağlama sızlama var mı diye içeriyi dinledikten sonra yolun en ucundaki bir çadıra sıra geldi Diğerlerinde olduğu gibi bu çadırın kapısında da dikilerek içeriyi dinledik; birbirine karışmış durumdan ağlayan çocuk sesleri geliyordu Epeyce dinledikten sonra Hz Ömer (r a ) kapıyı vurup selamla birlikte içeriye daldı Evin içi karmakarışıktı Durmadan ağlayan çocukların gözleri şişmiş; yüzleri akan yaşların çizgileri ile benek benek kararmıştı Yaşlıca bir kadın ocağın başına oturmuş hem ateşin üzerinde kaynayan tencereyi karıştırıyor hem de halsizlikten dizinin dibine serilen minicik yavruları susturmaya çalışıyordu Kadın da bitkin ve halsiz görünüyordu Bu haline rağmen Hz Ömer'in (r a ) selamına gülümser olmasına çalıştığı bir çehre ile aldı Anlaşılan evine gelenin Halife Ömer olduğunu bilmiyordu Kim bilir Halife'yi tanımıyordu bile Zaten gecenin bu ilerlemiş saatinde şehir dışındaki bir çadırın kapısını Halife'nin çalacağını kim düşünebilirdi Hz Ömer (ra ) kendini tanıtamadan tatlı bir dille kadına sordu "valide bu yavrular niye böyle durmadan ağlıyor?" Kadın içini çekerek kısaca "iki günden beri açtılar da ondan" diye cevap verdi Hz Ömer (r a ), "peki niye önlerine yemek koymuyorsun?" diye soracak oldu hıçkırıklar birden kadının boğazına düğümlendi Durmadan akmaya başlayan gözyaşları arasında bize içini dökmek üzere söze başladı "Oğlum" dedi Halife Ömer'e "sen şu ateşte kaynayanı yemek mi pişiyor sandın; ne gezer! ![]() Yavruları avutabilmek için çakıl koydum tencereye; durmadan kaynatıyorum Pişirecek hiçbir şey yok Bu gördüğün yavrular benim, anasız babasız yetim torunlarımdır Oğlum, kocam ve kardeşlerimin her biri bir muharebede şehit düştüler Evin geçimini temin edecek bir erkeğim yok Ben de hem yaşlı ve hem de kadın halimle halim kalmadı İşte böyle aç ve perişan kaldık Soylu bir aileden varlık için büyümüş ve yokluk nedir hiç bilmemiş bir kızı olduğum için kimseye gidip halimi anlatmaya, el açıp bir şeyler dilenmeye de yüzüm tutmuyor Her şeyi bilen yüce Allah (c c ) bir sebebini yaratıp rızkımızı gönderinceye kadar böyle ağlayıp beklemekten başka çaremiz yok " Hz Ömer (r a ) kadın dinlerken yanmakta olan bir mumu gibi eriyor, yüzü renkten renge giriyordu Kadının sözünü bölerek üzgün bir sesle "valide, şehirde oturan müslümanların emirine, Halife Ömer'e neden başvurup durumunu anlatmıyorsun?" diyebildi O ana kadar kesintisiz olarak gözyaşı döken kadının derin üzüntüsü yerini anlatılmaz bir kin ve kızgınlığa bıraktı Hiddetten kararan bakışlarını Halifeye dikerek şu sözleri söyledi "Dilerim ki o Halife Ömer daha dünyada iken bulsun Ahirette de elim yakasından kopmasın " Hz Ömer (r a ) kekeleye kekeleye "Niçin Ömer'e böyle beddua ediyorsun valide! Onun bu işte günahı nedir?" dedi Kadın aynı kızgınlıkla bu sözlerin cevabını yetiştirdi: "evladım!![]() Ben şu ihtiyar halimle iki günden beri gece gündüz demeyip yetim avuturken o nasıl rahat yatağında uyuyabilir? O, müslümanların reisi, baş bekçisi değil mi? Bizler evvela Allah'a sonra do onun eline emanetiz Gelip de benim halimi nasıl sormaz Müslümanların reisi olmayı böyle kolay mı sanıyor!![]() " Hz Ömer (r a ) yavaş yavaş dolmaya başlayan göz pınarlarını kadından saklayarak "valide haklısın, doğru söylüyorsun; ama zavallı Halife'nin işi bir iki değil ki Kimbilir başını kaşıyacak kadar bile boş zamanı yoktur Hem sen gidip derdini anlatmadıktan sonra o senin halini bilmez ki, diye kadının öfkesini dindirmeye çalıştı Fakat kadın aynı kızgınlıkla sözlerine devam etti "Madem ki dertlilerin derdini zamanında haber alıp çaresine koşmayacaktı, zamanında niye Halife olmayı, müslümanların başına geçmeyi kabul etti? Böyle çürük bir mazereti hiç dinler miyim ben? Zavallının işi çokmuş! ![]() Nedir işi yine savaş mı? Yanında inleyenlerin sesine kulak vermez Şehrinde açlıkla pençeleşen yavrular yaşıyor Halife bunlara göz yumarak uzak diyarlardaki şehirlere gaza, gaza diyerek asker yürütmekle; gencecik delikanlılarımızın kanını yabancı topraklara akıtarak kadınları bırakmayı marifet mi sanıyor? Benim babam, amcam, dayım ve gencecik oğlum hep onun ordularında şehit düşmedi mi? Şimdi kim bilir yine nice kadın ve çocukları kocasız ve babasız bırakıp, aç ve çıplak bir sefaletin kucağına atacak Böyle dertlerimize yeni dertler eklesin diye mi biz onu başımıza geçirdik?" Tam bu sırada çocuklar sözleşmişler gibi hep bir ağızdan yanık sesleri ile ağlaşmaya başladılar Çocukların bastıran çığlıkları kadının öfkesini bir kat daha arttırdı Ellerini havaya kaldırarak ve sesinin çıktığı kadar bağırarak sözlerine şöyle devam etti: "Bu evdeki canlıların göğüslerinden boşalarak yükselen inilti ve çığlıkları şimşek ve yıldırım eyleyerek Ömer kulunun başına yağdırmasını dilerim O varsın dul bir kadınla yetim yavruların beddualarını yağmur sansın Tez elden ona gönlümün dilediği bir bela ver de kıvranırken bizim neler çektiğimizi anlasın Sen işini bilirsin, yüce Yaradanımız " Hz Ömer (ra ) artık dayanamadı Dolu dolu olan pınarlarından yaşlar damlamaya başladı Herkesin durmadan gözyaşı döktüğü bu kederli evde, gözyaşlarını görmelerini istemediği için yüzünü herkesten saklamaya çalışıyordu Artık orada oturamazdı Hemencecik yerinden doğruldu Bitkin bir sesle "valide haklısın sen yine avut çocuklarını ben hemen dönerim" diyerek kapıya doğruldu Arkasından ben de yürüdüm Dışarıya çıkınca derin bir soluk çekti ciğerlerine Kelimenin en geniş manası ile üzgün ve bitkin idi Yol boyunca ağzından tek kelime çıkmadı Var gücünü kullanarak hızla yol almaya çalışıyordu Ona yetişmekte güçlük çekiyordum Doğruca devlet hazinesine vardık Halife, bir un çuvalı seçerek bir yana koydu Benim elime de bir yağ kabı tutuşturdu Vakit geçirmeden koca un çuvalını sırtlanmaya koyuldu Gözlerime inanamıyordum Evet bu İslam Devletinin koca reisi un çuvalını sırtına almak üzere idi Hemen yanına sokuldum; "aman ey mü'minlerin emiri!![]() Ne yapıyorsun? Bari müsaade ver de çuvalı ben sırtıma alayım " Hz Ömer (r a ) hemen sözümü keserek belki bir saatten beri ilk defa ağzını açıp şu sözleri söyledi "hayır, ey İbn-i Abbas, sevgili dostum!![]() ![]() Değil yorgunluktan yere yığılsam, ölsem bile bırak; yükünü de kendi sırtında götürsün Bu dünyada yüküne yardım etmek isteyecek öz dostlar bulabilir, fakat her koyunun kendi bacağından asılacağı Ahiret gününde kimse O'nun cezasını paylaşmayacaktır Kadın doğru söylemişti Ya vakti ile Hilafeti yüklenmemeliydim Yüklendiğime göre idarem altındaki tek tek her ferdin huzur ve emniyetini düşünmek zorundayım " Sevgili dostum, Dicle kenarında otlayan bir koyunu kurt kapsa ilahi adalet onu Ömer'den sorar Şu yaşlı kadın kimsesiz ve avuttuğu yavrular kimsesiz kalır; sorumlusu Ömer'dir Bakımsızlık ve sefaletten bir ev çökse vebali Ömer'in omuzlarındadır Talihsizlik neticesinde yere bir tek damla kan aksa o kan damlası çoşkun bir derya olup dalgaları ile Ömer'i yutar Kırgın gönüllerin öfke şimşekleri Ömer'in başına boşalır Bütün matemlerin gözü göze göstermez dumanlarında boğulacak olan da Ömer'den başkası değildir Ömer her derdin devası, her dileğin büyük kapısı ve her lanetin ana ana hedefidir Yüce Allah'ım aciz bir kul bu kadar ağır ve çeşitli mesuliyet yükünün altından nasıl kalkabilir? Ey Ömer, bu kadar yükün altına girmeyi nasıl kabul edebildin vakti ile![]() ![]() Sözünü bölüp bir parça kederini dindirmek istedim ve dedim ki; "o kadar da üzme kendini, ey mü'minlerin emiri ![]() ![]() Halifelik yükünü sen üzerine almasan kim bu vazifeyi senin kadar titizlikle yüklenebilirdi Sen de bütün üstün meziyet ve kabiliyetlerine rağmen nihayet bir insansın Her yerde vakit geçirmeden kendini gösteren ve yanılmaksızın kılı kırk yaran ilahi adalete ulaşamazsın Kullara verilen bütün merhametler bir araya getirilerek temiz gönlüne dolsa bile bütün varlıkları kanatları altına alan yaygın ilahi esirgeyicilikle yarışamazsın Ey iyi yürekli Halife! ![]() ![]() Sen şüphesiz ki bir melek değilsin, ama adelet ve merhamet kervanının ön safındaki elinde bayrak tutanlardansın Senin bu erişilmez adaletine kıyamet günü, hem yer, hem gök hemde şu sırtındaki un çuvalı aynı zamanda da ben şahitlik edeceğiz Şüphesiz ki en büyük şahidin de karanlık gecede kara taş üzerindeki siyah karıncaya kadar her şeyi bilen yüce Allah'ın bizzat kendisidir ne mutlu sana ki fani hayatını böylesine ölmez değerlerin sahibi olmak uğruna harcıyorsun Ne mutlu biz müslümanlara ki dünyanın başka milletlerini, padişah diye kan içen canavarlar idare ederken, senin gibi ipek yürekli ve geniş görüşlü bir reisin şanlı adalet bayrağı altında gölgelenmenin tükenmez zevkini tadıyor ve bütün dünyaya karşı seninle haklı bir iftihar duyuyoruz " Bu sözlerim galiba Halife'nin üzgün gönlüne biraz neş'e vermişti Ağır çuval yükü altında iki büklüm olmuş bedenine rağmen son gücünü kullanarak yokuşu soluk soluğa çıkıyordu Damarlarındaki kanı bile donduracak kadar keskin ayaza rağmen alnından ve yüzünden akıp heybetli göğsüne süzülen terlere aldırmıyordu bile Nihayet koca karının çadırına vardı ki nefes nefese içeri girip çuvalı yere bıraktı ve aynı zamanda kendisi de yere serildi; iyice bitmiş, takatinin son damlalarını kullanarak çadıra girebilmişti Kısa bir dinlenmeden sonra askınlar gibi silkilenerek yerinden doğruldu; tencerede kaynamakta olan çakılları boşalttı Yerine benim taşıdığım kaptan yağ koydu Sonra eriyen yağa sırtında getirdiği çuvaldan kendi eli ile un koyarak pişirmeye koyuldu Sönen ateşi kadından çalı çırpı isteyerek kendisi tutuşturdu Böylece pişirdiği yemeği ayazda çabucak soğutarak yine kendi eli ile kurduğu sofraya koydu Daha sonra anne ve baba şefkatini bile gölgede bırakacak gülümseyen bir yüz ve bal gibi bir sesle iki günden beri boğazlarından aşağıya tek lokma geçirmemiş olan öksüz yavruları yemeğe oturttu; eli tutmayanlara kendi eli ile yemek verdi Günlerden beri kara yaslara gömülmüş olan çadırı bir anda sıcak bir sevincin ışıkları aydınlatmıştı Ağlamalar susmuş, yaşlar kurumuş; öfke dinmişti Öksüz yavruların gözleri sevinçten ışıl ışıl parlıyordu Yaşlı kadıncağız Hz Ömer (r a ) sırtında un çuvalı ile içeriye girdiği andan beri şaşkınlıktan sanki dilini yutmuştu, ağzından tek bir kelime bile çıkmadı Fakat karnı doyan öksüz torunlarının neşesi odayı sarınca ağır bir uykudan uyanır gibi silkindi; toplandı ve sevinç gözyaşları içinde kim olduğunu hala bilmediği Halifeye şu sözleri söyledi "Dilerim ki yüce Allah (c c ) tez elden seni Hz Ömer'in Halifelik makamına oturtsun Oraya Ömer'den çok sen yakışırsın " Yaşlı kadının o karşısındakini tanımadığı için söylediği bu sözlere içinden güldüm; yan gözle Ulu Halife'yi aradım; bu akşam belki ilk defa bu sözler üzerine O da aydınlık bir çehre ile gülüyordu Bana yaklaşıp gidelim artık diye işaret ettikten sonra kadına döndü; "Valideciğim ![]() ![]() Sen yarın erkenden Halifelik makamına gel; beni orada bul da sana emekli ve yetim maaşı bağlatayım Şimdilik hoşçakal" dedikten sonra birlikte dışarı çıktı gün ağarmıştı Müezzinin bütün mü'minleri sabah namazına çağıracak olan gür sesi nerdeyse ortalığı çınlatacaktı Ulu halife uykusuz kalarak ve terler dökerek vazifesini yapmış insanların gönül huzuru içinde rahattı Bana gelince uykusuz gecemden fazlası ile memnundum Çok şeyler görmüş, çok şeyler işitmiştim ve çok şeyleri öğrenmiştim Gördüklerim, işittiklerim ve öğrendiklerim bende ömür boyunca tazelik ve canlılığını yitirmeyecek izler bırakmıştı Ümit dolu sevinçler içinde Allah Resulü'nün şu sözlerini hatırladım "Sahabilerimin her biri tek tek gökteki yıldızlar gibidir Hangisinin peşinden giderseniz hidayetin yolunu bulursunuz " "Ey yüce Allah Resulü!![]() dedim içimden" "senin Halifen Ömer'i gördünde mi söyledin bu altın sözleri!![]() ![]() O gün kadın, öğleye doğru Halifelik makamına geldi Ulu Halife zaten daha önce işini maaşa bağlanması için gereken kimselere derhal emir vermişti Kadın Hz Ömer'i tanımıştı ama şaşkınlıktan dona kaldığı için dilini döndürüp hiçbir şey söylemiyordu Ulu Halife onu saygı ile karşılayıp bir yere oturttuktan sonra şöyle dedi: "Valideceğim! ![]() İşin oldu bundan sonra hem kendi adına ve hem de şehit yavrusu öksüz torunlarının her ay emekli maaşını alacaksın Al bakalım şu ilk maaşın" diyerek bir gümüş kesesini kadına uzattı ve "Artık Ömer'i affediyor O'na ettiğin bedduaları geri alıp hakkını bağışlıyorsun değil mi" diye sözlerini bağladı Akşamdan beri olup bitenleri tümünü iyice anlıyan kadın gayet ciddi bir ifade ile Halife'ye şu son cevabı verdi; "işte böyle göster adaletini eline bakan bütün müslümanlara karşı " KAYNAK: Ermişlerden Osman Efendi, Seçme Dini Hikayeler, Seda Yayınları, İstanbul 2000, s 143-158
|
| |
| | #6 |
| Özel Üye ![]() Üyelik tarihi: Dec 2007 Bulunduğu yer: FrmAcil.Com
Mesajlar: 4.977
Üye No: 6683
Tecrübe Puanı: 63 Rep Puanı : 6555 Rep Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Emirü’l-müminîn Hasan bin Ali -radıyallâhu anhümâ-’nın, Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den naklettiği bir hadis-i şerifte: “Sadece malı için bir kadınla evleneni, Allahü Teala fakir eder Güzelliği için evlenen güzelliğinden fayda görmez Dini için onunla evlenirse, o kadın erkeğe bereket olur ” buyurulmuştur Hifa, Medine-i Münevvere’de, güzelliği dillerde dolaşan, genç ve zengin bir kadın idi Bir gün Peygamber Efendimiz’in -sallallâhu aleyhi ve sellem- huzuruna gelip: “-Ya Rasulullah, bana, beni Cennete götürecek bir iş öğret! ![]() ” dedi Herkesin durumuna ve ihtiyaçlarına göre nasihatlarda bulunan İki cihan güneşi Efendimiz: “-Bir an önce evlenmeni tavsiye ederim Böylece dininin diğer yarısını emniyete alırsın ” buyurdular Hifa Hanım: “-Ya Rasulullah, bana kim küfüv (denk) olabilir? Beni, Habeş hükümdarı Necaşi istemişti Ubeydullah yüz deve ve daha bir çok şey mehir olarak vaad etmişti Ben onu da kabul etmemiştim Siz kimi münasip görürseniz, razıyım ” dedi O sırada gönlünden, Peygamber Efendimizin kendisini müminlerin annelerinden kılacağı ümidi geçiyordu Rasulullah kimseyi gücendirmemek için: “-Yarın sabah, mescide ilk önce gelen kimse ile bu hanımın nikahını kıyacağım ” buyurdular Sabahleyin, Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- mescide ilk önce gelecek kimseyi bekliyordu Birden kapıda Süheyb -radıyallâhu anh- göründü Son derece güzel ve zengin bir kadın olan Hifa’nın aksine, Süheyb, kimsesiz, fakir, siyaha yakın renkli, çelimsiz, görünüşü hoş olmayan bir kimse idi Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazından sonra, Hifa Hatun’u çağırdı ve durumu bildirdi Hifa, Allahü Teâla’nın kazâsına ve Allah Rasulü’nün tavsiyesine gönül hoşluğu ile râzı oldu Bunun üzerine Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir hutbe okudu ve: “-Ey Süheyb, kalk, hanımın için çarşıdan bir şey al!” buyurdu Süheyb: “-Ya Rasulallah, bir dirhem gümüşüm bile yok!” dedi Hifa Hatun, kocasına 10 bin dirhem gümüş hediye ettiğini söyledi Peygamber Efendimiz, Süheyb’i pazara gönderdi Düğün için gerekli şeyleri alıp dönen Süheyb’e: “-Ey Süheyb, şimdi de hanımının elinden tut ve onu evine götür!” buyurdular Süheyb çaresiz boynunu büktü ve: “-Ya Rasulallah, benim evim mesciddir, nereye götüreyim?” dedi Yüzü güzel olduğu gibi, kalbi de güzel olan Hifa: “-Filan yerdeki konağımı sana bağışladım Kalk, beni oraya götür!” dedi Allah’ın Rasülu ikisine de dua etti ve ashab-ı kiramla birlikte bu yeni aileyi yolcu ettiler Hifa Hatun ve Süheyb -radıyallahu anhuma- yemeklerini hamd ederek tamamladılar Yatacakları esnada, Hifa hatun: “-Ey Süheyb, ben sana nimetim, sen bana mihnetsin Sen bu nimete şükür için, ben de bu mihnete sabır tevfikine şükür için, gel, bu geceyi ibadet ve taatla geçirelim Sen şükür ediciler, bende sabır ediciler sevabına kavuşalım Zira Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “Cennette yüksek bir çardak vardır Burada sadece şükredenler ve sabredenler bulunur ” Buyurmuşlardı ” dedi O gece, ikisi de taat ve ibadet ile meşgul oldular Süheyb, ertesi gün mescide geldiğinde, Cebrail aleyhisselam, geceki hallerini Rasulullah’a çoktan bildirmişti Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “-Ey Süheyb, geceki halinizi sen mi anlatırsın, ben mi haber vereyim?” diye sordular Süheyb -radıyallahu anh-: “-Ya Rasulallah, siz söyleyiniz ” dedi Rasulullah, olanları ve ibadetlerini anlattı Sonra da ikisini cennet ve cemâl-i ilahi ile müjdeledi Süheyb sevincinden o an başını secdeye koydu ve: “-Ya Rabbi, eğer beni mağfiret etmişsen, bir daha günah kirine bulaşmadan ruhumu kabz et!” dedi Allahü Teala, duasını kabul etti ve secdeden başını kaldırmadan onun canını aldı Olanları seyredenler şaşırmış, bir kısmı da ağlamaya başlamıştı Peygamber Efendimiz: “-Size bundan daha tuhafını haber vereyim mi? Şu ân Hifâ da ruhunu Hakk’a teslim etti ” buyurdular Bu iki aşk, teslimiyet ve takva âbidesinin cenaze namazını Peygamber Efendimiz bizzat kıldırdı Ve onları yan yana defnettirdi Başları ucuna iki tahta koyup, birine “bu, Allah Teâlâ’nın nimetine şükredenin kabridir”; diğerine de “bu Allah’ın mihnete sabredenin kabridir” yazıldı RABBİM bizleride affet bizleri hakkıyla şükreden ve sabredenlerden eyle ALLLAH'IM! ![]() ![]() ![]() (AMİN![]() ![]() ![]() )
|
| |