Frmacil

Frmacil

Acil Sorunlara Acil Çözüm




Geri git   Frmacil >
(¯`·.(¯`·.Taze Haber·´¯).·´¯)
> Taze Haber - Haber Arşivi > Haber Arşivi & Gündem

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

.Filistine Destek İsraile Tepki .

Otopside şaşırtan gerçek ! | Okulda şiddette Konya ilk sırada
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-07-2008   #1
Profil Bilgileri
İyiki Doğdun RüzgarGülü:)
 
HARBİKIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Yaş: 17
Mesajlar: 12.266
Üye No: 58460
Tecrübe Puanı: 139
Rep Puanı : 8109
Rep Derecesi
HARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond repute
Ruh Hali:
HARBİKIZ - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart Dünya Tarihine Geçen Suikastler...

Abraham Lincoln Suikastı Amerika Birleşik Devletlerinin 16 Cumhurbaşkanı Abraham Lincoln'ün çocukluğu yoksulluk içinde geçmiş, doğru dürüst okula bile gidememişti Küçük yaşta babasıyla birlikte ormanlarda kereste ...

Abraham Lincoln Suikastı

Amerika Birleşik Devletlerinin 16 Cumhurbaşkanı Abraham Lincoln'ün çocukluğu yoksulluk içinde geçmiş, doğru dürüst okula bile gidememişti Küçük yaşta babasıyla birlikte ormanlarda kereste biçmiş, nehir gemilerinde çalışmış, bir kürk tüccarının kâtipliğini yapmıştı 1818 yılında, İndiana'yı kasıp kavuran bir salgın hastalık sırasında, baba-oğul bütün bir sonbahar mevsimi boyunca tabut yapıp sattılar!

Böylesine yoksulluk içinde geçen çocukluk ve gençlik günleri, Abraham Lincoln'ün kendi kendini yetiştirip 1834'te avukat, 1860'ta da ABD Cumhurbaşkanı olmasını engelleyemedi

Köleliğe karşıydı Lincoln Yetişme biçiminin onun bu düşünüşünde büyük etkisi olmuştu Beyaz Amerikalının zencilere uyguladığı insanlık dışı tutum, Abraham Lincoln'ün üzerinde çocukluğundan beri derin izler bırakmıştı Cumhurbaşkanı seçilmeden önce, köleliği kaldırmanın çok zor olduğunu biliyor, hiç olmazsa daha da yayılmasını önlemeyi düşünüyordu

Abraham Lincoln'ün cumhurbaşkanlığına seçilmesi Güney Eyaletlerinde ayaklanmanın başlaması için sanki bir işaret oldu 1861 şubatında, Güney Carolina ve onu izleyen 10 eyalet Birleşik Devletlerden ayrılarak aralarında bir Konfederasyon kurdular Başkenti Richmond olan bu devletin anayasasında şöyle bir madde yer alıyordu :

"Zenci, beyaz insanla hiç bir zaman eşit haklara sahip olamaz, kölelik, yani beyaz ırka boyun eğmek; zencinin olağan bir durumudur"

Öte yandan Abraham Lincoln, 4 mart 1861'de verdiği bir söylevle :

"Hiç bir eyaletin, öbürlerinin onayı olmadan Birlik'ten ayrılamayacağını" ileri sürüyordu

Güneylilerin buna verdikleri karşılık, 12 Eylül 1861'de Charleston limanındaki Sumter kalesini topa tutmak biçiminde oldu Bu iç savaş demekti

Dört yıl süren iç savaşın sonlarına doğru Cumhurbaşkanlığı süresi dolduğundan, yapılan seçimlerde yeniden adaylığını koydu ve kazandı Abraham Lincoln bu haberi soğukkanlılıkla karşılamış ve:

"Amerikan halkı, dereden geçerken at değiştirmenin doğru olmadığına inandığı için, seçimlere katıldım" demişti

14 mart 1865'te, ikinci defa Beyaz Saray'a giderken Başkan Lincoln halka verdiği demeçte şöyle diyordu :

"Hiç kimseye karşı kin beslemeden, Tanrı'nın bize doğru yolu göstermek için verdiği güce dayanarak, yaraları sarmaya, savaşın güçlüklerini yüklenenlerin dul eşleriyle yetimlerini düşünmeye ve giriştiğimiz bu işi tamamlamaya çalışalım ki; kendi aramızda ve dünya uluslarıyla barışı gerçekleştirebilelim"

Lincoln'ün bu konuşmasından bir ay sonra, 9 Nisan 1865'te Güney orduları komutanı General Lee, Appomotox şehrinde kılıcını Birleşik Devletler başkomutanı General Grant'a teslim ediyordu 13 Nisan perşembe günü de Washington, Güney'in teslim olmasını kutlamak için baştan aşağı donanmıştı

14 Nisan 1865 cuma gününü Beyaz Saray'da çalışmakla geçiren Abraham Lincoln, akşam biraz eğlenebilmek için, Ford Tiyatrosunda, sahnenin hemen yanındaki locada "Amerikalı Yeğenimiz" adlı oyunu seyrediyordu Locada Lincoln'-den başka Clara Harris adında bir bayan konuğu ve koruyucusu binbaşı Rathbone bulunuyordu Bu sırada tiyatronun oyuncularından John Wilkes Booth, locanın önüne gelmiş, günlerdir inceden inceye hazırlanan planı uygulamaya başlamıştı

Booth, aşırı bir Güneyliydi Dolayısıyla Abraham Lincoln'ün amansız düşmanıydı Birkaç hafta önce Cumhurbaşkanının tiyatroya geleceğini öğrenince, hazırlıklarına hız vermiş, oyunu tekrar tekrar seyretmiş, halkın özellikle hangi sahneye güldüğüne dikkat etmişti Daha sonra Lincoln'ün oturacağı locanın kapısında, içeriyi görebilmesine yardım edecek küçük bir delik açmıştı!

Suç ortaklarıyla da görüşerek, sonunda her şeyin hazır olduğunu bildirdi O gece tiyatroya giderken şöyle diyordu:

"Sahneden ayrıldığım zaman, Amerika'nın en ünlü adamı olacağım!"

Booth, locanın önüne gelince, küçük delikten içeri baktı Lincoln ve yanındakiler kendilerini oyuna kaptırmışlardı Halkın en çok güldüğü bölüme gelindiğinde, kapıyı açarak locaya girdi Seyircilerin kahkahalarını bastıran bir patlama sesi duyuldu ve Abraham Lincoln'ün başı göğsüne düştü! Binbaşı, bundan sonra kendini toplayıp suikastçının üzerine atıldıysa da, Booth bu sefer de bıçağını kullanarak onu yere serdi ve locadan sahneye atlayarak, ne olduğunu anlayamayan halkın şaşkın bakışları arasında arka kapıdan kaçtı

Aynı gece Dışişleri Bakanı Sward, evinde dev yapılı bir adamın saldırısına uğruyordu Adam, Sward'ı boğarken, karısının, oğlunun ve hizmetçisinin yetişmesi üzerine kaçmak zorunda kaldı Yine o gece, başka bir ziyaretçi, Başkan Yardımcısı Johnson'ın evi önünde dolaşıyordu Fakat içeriye girmeye cesaret edemedi

Bir gece içinde Amerika Birleşik Devletleri'ni yöneten üç kişi yok edilmek istenmiş, fakat ancak Booth suikast planını gerçekleştirebilmişti Ağır yaralanan Lincoln, ertesi gün öldü

Washington'dan kaçmayı başaran Booth, günlerce sonra izi bulunarak, bir çiftlikte sarıldı Yanında bulunan suç ortaklarından biri teslim oldu, Booth ise intihar etti Böylece katil, ancak 96 yıl sonra bir rastlantı sonucu ortaya çıkacak sırrını da mezara götürmüştü Yakalanan öteki suikastçılar da askeri mahkemede yargılandıktan sonra asıldılar Bunların bir tanesi de kadındı!

1961 yılında Philadelphia'da eski kitap satan dükkânlardan birinde bulunan askerlikle ilgili kitabın içindeki şifreli mesaj, Lincoln'a yapılan suikastın karanlıkta kalmış noktalarını aydınlığa kavuşturdu Doksan altı yıl bir kıyıda unutulup kalan kitap, uzmanlarca incelenince, mesajın uydurma olmadığı ve 1868'de sayfalar arasına yazıldığı kabul edildi

Aceleyle yazıldığı anlaşılan cümleler, Abraham Lincoln'ün hükümetinde Savunma Bakanı olan Edwin M Stanton’ın gizli güvenlik şefi Tuğgeneral C Baker'a aitti Baker da 1868 yılında esrarlı bir biçimde, bazılarına göre arsenikle öldürülmüş, bu satırları da ölümünden beş ay önce kitabın içine yazmıştı

General yazısında, üç kere öldürülmek istendiğini, sürekli olarak izlendiğini belirtiyor ve şu cümleyi kullanıyordu:

"Yeni Roma'da üç adam yürüyordu; biri Yahuda (Hz İsa'yı ele verip onun çarmıha gerilmesine sebep olan on iki Havari'den biri) ikincisi Brütüs ve bir de casus Casus bendim; C Baker Yahuda, vurulan adam ölmek üzereyken, onun yanına giderek aslında nefret ettiği adama saygı gösterisinde bulundu Adam ölünce de şöyle dedi: "Şimdi tarih ona, ulus bana sahip"

Bu şifreli yazı, Lincoln'ü öldürten adamın Savunma Bakanı Edwin M Stanton olduğunu ortaya çıkarıyordu Yazıda sözü edilen Yeni Roma: Washington, Yahuda: Stanton, Brütüs: oyuncu Brooth ve casus da kendisinin belirttiği gibi General Baker'dı Gerçekten de Savunma Bakanı Stanton, Lincoln ölmek üzereyken, yatağının başucundaydı Ve öldüğünde :

"O artık tarihin malı oldu" demişti

Şifre, bu cümleyi tamamlıyor ve Bakan’ın amacını açıklıyordu Aynı gece içinde Lincoln'la birlikte yardımcısı Johnson ve Dışişleri Bakanı Sward'ın öldürülmesi, Stanton'un Birleşik Devletlerin bir numaralı adamı olmasını sağlayacaktı

Lincoln’ün oğlu Todd, 1926 yılında ölmeden az önce bir dostuna, babasının evrakı arasında bulunan bazı belgeleri kimseye göstermeden yaktığını söylemiş ve nedeni sorulduğunda:

"Belgelerden, babamın yardımcılarından birinin ona ihanet ettiği anlaşılıyordu Bu yüzden bu belgelerin ortadan kaldırılmasının doğru olacağını düşündüm" karşılığını vermişti

 

HARBİKIZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Sponsored Links

Google'a ekle
Yudumla   Mumsema   Derya Gibi   Oya
Alt 03-07-2008   #2
Profil Bilgileri
İyiki Doğdun RüzgarGülü:)
 
HARBİKIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Yaş: 17
Mesajlar: 12.266
Üye No: 58460
Tecrübe Puanı: 139
Rep Puanı : 8109
Rep Derecesi
HARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond repute
Ruh Hali:
HARBİKIZ - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart --->: Dünya Tarihine Geçen Suikastler...

Hz Osman Suikastı

Hz Muhammet bir gün evinde yatak kıyafetiyle oturmuş, az önce kendisini ziyarete gelen Hz Ebubekir ve Hz Ömer'le konuşuyordu Bir süre sonra kapı çalınmış ve kendisine Hz Osman'ın geldiği bildirilmişti,

Hz Osman'ın geldiğini öğrenen Hz Muhammet, hemen başka bir odaya geçerek, üzerindeki geceliği çıkarmış elbiselerini giymişti Hz Muhammet'in bu davranışını gören Hz Ayşe, elbiselerini neden giydiğini sormuş ve şu karşılığı atmıştı

"Osman'dan melekler utanır, ben nasıl utanmam!

Ne acıdır ki, Hz Muhammet'in böylesine saygısını kazanan bu büyük adam, öldürmesini bilmediği için, kendisine baş kaldıranlar tarafından vahşice öldürülecekti

Hz Osman, Hicret'ten 47 yıl önce, bugünkü tarihle 575'te Mekke'de dünyaya gelmişti Mekke'nin soylu Kureyş ailesindendi, O tarihlerde Kureyşliler birçok kollara ayrılmışlardı Bunların en önemlileri, Hz Muhammet'in de bağlı bulunduğu Haşimiler, öbürü Hz Osman'ın soyu olan Emevilerdi Bu iki aile Mekke'yi birlikte yönetiyordu

Hz Osman Müslümanlığı kabul ettiğinde 34 yaşındaydı Müslüman olduktan sonra, Hz Muhammet'in büyük kızı Rukiye'yle evlenmişti Fakat Rukiye, amansız bir hastalık sonucu ölünce, Hz Muhammet bu sefer küçük kızı Ümmü Gülsüm'ü, aralarındaki akrabalık bozulmasın diye Hz Osman'a verdi Böylece Hz Osman iki kere peygamber damadı oldu Bundan ötürü de kendisine "İki Nur Sahibi" anlamına gelen "Zinnureyn" deniliyordu

Hz Osman, yumuşak başlı, dürüst, son derece dinine bağlı bir kimseydi İnsan sevgisi ve acıma duygusu, onun en büyük özelliklerindendi Hz Muhammet'i içtenlikle sever Onun uğrunda hiç bir fedakârlıktan kaçınmazdı Etkili bir konuşmacıydı Kur'an-ı Kerim'in kitap haline getirilmesinde olduğu kadar Müslümanlığın yayılmasında da büyük çaba göstermiş ve başarı sağlamıştı

Hz Osman'ın Halifeliği zamanında, İslâm Devleti, Orta Asya'dan Atlas Okyanusuna kadar uzanıyor; İran, Azerbaycan, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır'ı içine alıyordu Bütün bu ülkeler, Basra, Küfe, Şam ve Mısır Valilikleri tarafından yönetilirdi

Onun amacı, Hz, Ömer'den devraldığı bu büyük İslâm devletinin sınırları içindeki değişik ırk, dil ve dindeki toplumları birbirleriyle kaynaştırmak, ileri ve uygar bir yönetim kurmaktı Bunda başarı kazanmış, Hz Ömer'in yerini tam anlamıyla doldurmuştu

On iki yıllık Halifeliğinin ilk altı yılı, tam bir güvenlik ve düzen içinde geçmişti Ülkede eksiksiz bir denetim kurulmuş, tarım ve ticaret alanlarında büyük atılımlar yapılmıştı Ne var ki, varlıkları çoğaldıkça Müslümanlar yaşadıkları gösterişsiz ve yalın hayattan uzaklaşıp dünya zevk ve nimetlerinden yararlanmak için günlerini gün etmeye bakıyorlardı

Hz Muhammet bir konuşma sırasında, rekabet ve kin duygusunun varlıkla birlikte geleceğini bildirmişti Gerçekten de öyle olmuştu; aralarına çıkar ayrılıkları girdikçe, Müslümanların birliği bozuluyor, eski içtenlik ve gerçek dostluk hiç bir yerde görülmez oluyordu Artık Müslümanlar da Bizanslılar -ve İranlılar gibi, saraylarda oturuyor, değerli kumaşlardan elbiseler giyiyorlardı Hz Muhammet'in döneminde yaşamış olanlar yaşlanmışlardı Onların yerine geçen yeni kuşak eskilerin ülkülerine bağlılığından yoksundu Madde ve çıkar onlara daha çekici geliyordu

Öte yandan Kureyş'in iki kolu olan Haşimilerle Emeviler birbirlerine düşman kesilmişlerdi Emeviler, Hz Osman'la olan yakın akrabalıklarından yararlanıp bütün yüksek memurlukları ellerine geçirmişlerdi Bu durumdan en çok Haşimiler yakınıyorlardı

Bu Sıralarda Mısır'dan birkaç kişi Medine'ye gelerek Hz Osman'a Vali Abdullah bin Sa'd'ı şikâyet ettiler Halife Hz Osman, Vali'yi azarlayan bir mektup yazdı Gelenler, mektubu Vali'ye ilettiklerinde, Abdullah bin Sa'd Halife'nin buyruklarına boyun eğeceği yerde, onları dövdürdü Dahası şikâyetçilerden biri, dayak sırasında öldü Bu olay, genel hoşnutsuzluğun su üzerine çıkmasına ve birtakım ayaklanma girişimlerine yol açtı

Ayaklananlar Basra, Küfe ve Mısır üzerinden Medine'ye doğru üç ayrı koldan yürüyüşe geçtiler Ancak, Medine'de Hz Osman'ı tutanların bir ordu topladıklarını işitince, kentin yakınlarında konakladılar Gelenler 600 kişiydiler Duydukları bu haberin doğruluğunu öğrenmek için, Medine'ye birkaç kişilik bir kurul gönderdiler Bunlar, Medine'de Hz Ali, Talha ve Zübeyr'den başka, Hz Muhammet'in eşleri ve kentin ileri gelenleriyle görüştüler Hac amacıyla geldiklerini, ayrıca halka kötü davranan memurların görevlerinden alınmaları için başvuracaklarını, arkadaşlarının da Medine'ye girmelerine izin verilmesini söylüyorlardı Talha ve Zübeyr söylenenlere inanmadılar Ayaklananlar, kötü amaçlarının ortaya çıktığını görünce Medine'nin dışında bekleyen arkadaşlarının yanına döndüler

Aralarında yeniden bir görüşme yaptıktan sonra, Mısırlıların Hz Ali'ye Basralıların Talha'ya ve Kulelilerin ise Zübeyr'e baş vurarak, kabul ederlerse Hz Osman'ın yerine kendilerini Halife seçeceklerini söyleme kararını aldılar Teklif aynı anda üçüne birden yapılacak ve onların iktidar tutkuları kamçılanarak, düşmanlarını parçalayıp güçsüz düşüreceklerdi

Hz Ali olup bitenlerden kuşkulandığı için, Medine'de asker toplamış, oğulları Hasan ve Hüseyin'i de Hz Osman'ı korumakla görevlendirmişti Kendisi de Medine dışında karargâh kurmuştu Burada Mısırlılarıntemsilcileriyle görüşen Hz Ali, teklifi öğrenince öfkelendi, hepsini kovdu Öteki asi kurulları da Talha ve Zübeyr'den aynı karşılığı alınca, gidiyormuş gibi yaptılar Bunun üzerine Hz Ali, askerleriyle Medine'ye döndü

Fakat ayaklananlar birdenbire geri dönerek saldırıya geçmişler ve güvenlik tedbirlerinin kaldırıldığı Medine'ye girmişlerdi Kendilerine karşı koyanların öldürüleceğini, halka hiç bir kötülüklerinin dokunmayacağını açıklayan isyancılar, Hz Osman'ın gönderdiği kişilerin öğütlerini dinlemediler Daha sonra Medine'nin ileri gelen kişileriyle ayaklananların yanına giden Hz Ali:

"Gitmeye karar vermişken niçin geri döndünüz?" diye sordu

İsyancılar, Hz Ali'ye amaçlarının Hz Osman'ı Halife'likten düşürmek olduğunu söylediler Hz Osman'ı tutanlar, isyancılarla çarpışmak için ondan izin istediler Fakat Hz Osman, kendisinin yüzünden Müslüman kanı akıtmasından yana olmadığından, onlara bu izni vermedi

İsyancılar Medine'ye yerleşmişlerdi Hz Osman ise sanki hiç bir şey olmamış gibi imamlık görevine devam ediyordu Ona karşı olanlar da arkasında namaz kılıyorlardı Bir cuma namazında Hz Osman minberden, isyancılara seslenerek:

"Sizler lanetlenmiş kişilersiniz Gelin asilikten vazgeçin, lanetlenmiş olmayın!" dedi Camide bulunanlardan birkaç kişi de onun bu sözlerini onayladılar Buna çok kızan asiler, halkı taşa tuttular Atılan taşlardan biri de Hz Osman'ın başına geldi ve bayılmasına yo! açtı

Vilâyetlerde, Medine'deki karışıklıklar öğrenilince, Hz Osman'ı kurtarmak için hazırlıklar başladı Şam'dan, Kûfe'den ve Basra'dan ona bağlı birlikler hızla Medine'ye doğru ilerlemeye başladılar Tehlike içinde olduklarını anlayan isyancılar, işi çabucak bitirmek için Hz Osman'ı öldürmeye karar verdiler

Hz Ali isyancıların kararını öğrenince, oğulları Hasan ve Hüseyin'i yeniden Hz Osman'ı korumakla görevlendirdi Talha, Zübeyr ve öteki seçkin kişiler de oğullarını Hz Osman'ın yanına gönderdiler, öte yandan isyancıların Hz Osman'ı öldürmeye iyice kararlı olduklarını gören Hz Ali onlara:

"Kılıçlarınızı sıyırmayın; sıyırırsanız bir daha kınına koyamazsınız! Unutmayınız ki, Medine'yi koruyan meleklerdir Eğer onu öldürürseniz, melekler Medine'yi bırakıp giderler! Bir Halife öldürülürce, 30 bin insan öldürülmüş sayılır" diye onlara öğüt verdi fakat bu sözlerinin bir etkisi olmadı

İsyancılar bir gün saldırıya geçip Hz Osman'ın evini ok yağmuruna tuttular Atılan oklardan, Hz Ali'nin oğlu Hasan'la, Talha'nın oğlu Muhammet yaralandı İsyancılar, ok atarak bir sonuç alamayacaklarını anlayınca, bitişik evin duvarını delerek Hz Osman'ın evine girdiler

Bu sıralarda Hz Osman 82 yaşındaydı Bir gece önce düşünde HzMuhammet'i görmüş ve Peygamber ona:

"Yarın akşam iftarı bizim yanımızda yapacaksın" demişti

Delik duvardan içeri giren isyancılar, Hz Osman'ı oruçlu ağzıyla Kur'an-ı Kerim okurken buldular Muhammet bin Ebubekir, Hz Osman'ın sakalından tutarak

"Şimdi seni elimden hiç kimse alamaz!" diye bağırdı

Hz Osman, Muhammet bin Ebubekir'in yüzüne bakarak yavaş bir sesle:

"Baban bu halini görse, ne kadar utanır, ne kadar üzülürdü" deyince, Ebubekir utancından kaçtı Geriye kalan üç suikastçıdan biri kılıcını çekerek Hz Osman'a doğru salladı Eşinin yanında bulunan Naile Hatun, Hz Osman'ı korumak için kollarını siper etmek isteyince parmakları doğrandı Bu sefer öbür iki suikastçı Halife'ye saldırdı Biri kılıcını Hz Osman'ın göğsüne saplarken, öteki de boğazına sarıldı Az sonra, Hz Osman kanlar içinde, cansız yerde yatıyordu Hz Osman'ın kanı, okumakta olduğu Kur'an'ın üzerine sıçramıştı

Naile Hatun'un bağırışı üzerine koşan kölelerden biri, suikastçilerden ikisini öldürdü, üçüncüsü kaçmayı başarabildi Kapıda nöbet bekleyenler de içeriden gelen gürültüleri duyunca, odaya girmişler, fakat geç kaldıklarını görmüşlerdi

İsyancılar iki gün Medine'ye egemen oldular Korkusundan kimse sokağa çıkamıyordu Hz Osman'ın cesedi iki gün olduğu yerde kaldı Sonunda Hz Ali Hz Osman'ın gömülmesi için harekete geçti Ölüyü taşlamak isteyen isyancıları dağıttı Hz Osman'ın cenazesi, Medinelilerden ancak 20 kişi tarafından kaldırılarak gömüldü

Hz Osman'ın Kur'an-ı Kerim üzerine sıçrayan kanı hiç bir zaman kurumadı Müslümanlar arasındaki savaşın başlangıcı oldu Yüzyıllarca, sanki bu kanın kurumasını önlemek istercesine, mezhep kavgalarıyla Müslümanlar birbirlerinin kanını akıtıp durdular

 

HARBİKIZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-07-2008   #3
Profil Bilgileri
İyiki Doğdun RüzgarGülü:)
 
HARBİKIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Yaş: 17
Mesajlar: 12.266
Üye No: 58460
Tecrübe Puanı: 139
Rep Puanı : 8109
Rep Derecesi
HARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond repute
Ruh Hali:
HARBİKIZ - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart --->: Dünya Tarihine Geçen Suikastler...

II Abdülhamit Suikastı

1905 yılının 21 temmuzuydu Padişah II Abdülhamit'e Yıldız camisindeki cuma selâmlığından çıkmış, arabasına doğru ilerliyordu Her zamanki gibi, caminin merdivenlerinden inecek ve dört yüz metre ileride bekleyen arabasına binecekti Fakat bu sefer ufak bir gecikme olmuştu Şeyhülislâm Cemalettin Efendi, Abdülhamit’in yolunu kesmiş, bazı konularda bilgi istemişti

Padişah II Abdülhamit'le Şeyhülislâm Cemalettin Efendi arasındaki konuşma oldukça uzamıştı Tam bu sırada korkunç bir patlama duyulmuş, arkasından araba parçaları ve insan kol ve bacakları dört bir yana savrulmaya başlamıştı Padişahın yanında bulunanlar korkuyla kaçışıyor, canlarını kurtarmak için sığınacak yer arıyorlardı O kadar kalabalığın arasında kılını kıpırdatmayan, yüzünde en ufak bir heyecan ve korku izi görülmeyen tek bir kişi vardı: Kuruntu ve kuşkusu herkes tarafından bilinen II Abdülhamit

Ortada heykel gibi kıpırdamadan duruyordu Yaverlerinden Miralay Sadık Bey korku ve telâştan kılıcını yere düşürmüş Miralay Süleyman Şefik Bey de apoletini kaybetmişti Çevresindekilerin can kaygısına düşüp çil yavrusu gibi dağılmaları, II Abdülhamit’i çok kızdırmış ve olaydan sonra yaveri için :

"Kılıcını düşüren yaveri maiyetimde görmek istemem, Trablus'a sürgün gidecek!" emrini vermişti Tehlike savuştuktan sonra, sığındıkları yerlerden çıkanlara Padişah şunları söylemişti:

"Arabamı çekiniz, burayı kordon altına alınız, sorumluları tutuklayınız!" Bu sırada, muhafız kıtalarının tüfeklerine mermi sürdüklerini görünce, töreni yöneten subaya :

"Selâm emrini verdir, ne duruyorsun!" diye bağırmıştı Muhafız kıtası hazır ol durumuna geçince, cami kapısına getirilen arabaya binen Abdülhamit, âdeti olmadığı halde ayakta durmuş, dizginleri kendi kullanarak Çit köşküne varmıştı

Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan kurmaya çalışan Ermeni Komitacıları karşılarında en büyük engel olarak gördükleri Padişah II Sultan Abdülhamit'i öldürmek istemişlerdi Kendileri bu işte yeteri kadar tecrübeli olmadıklarından, Avrupa ve Rusya'daki uluslararası anarşistlerle ilişki kurmuşlar, onlardan Abdülhamit'in öldürülmesi konusunda yardım ve destek sağlamışlardı

Bu iş için özel olarak İstanbul’a gelenlerden biri de Belçikalı ünlü anarşist Edvard Jorris'ti O dönemde anarşizm bütün dünyayı sarmış, suikasta uğramayan hükümdar ya da cumhurbaşkanı hemen hemen kalmamıştı Şimdi sıra II Abdülhamit'teydi Edvard Jorris, göze çarpmamak için Singer şirketine memur olarak girmiş, Padişah'ın cuma selâmlıklarını büyük bir dikkatle izlemeye başlamıştı Abdülhamit, cuma günleri Yıldız camisinden çıktıktan sonra, 1 dakika 42 saniyede arabasının yanına gidiyordu Birkaç cuma selâmlığını gözleyen Jorris, bu sürenin hiç değişmediğini Padişahın bir saat düzeni içinde bu yolu, daima 1 dakika 42 saniyede aldığını görmüştü

Suikastı hazırlayan örgüt oldukça genişti Jorris'ten başka, Rusya'dan gelen Kristofor Mikaelyan ve kızı olarak tanıttığı Robina, Hacı Nişan Minasyan, Mıgırdıç Serkis Garibyan, Karabet Ohanesyan, Vahram Sabun Kendiryan, Silviyoriçi, Sari Torkom, Trase Yuvanoviç bu örgütün belli başlı üyeleriydiler

Hazırlanan plana göre, Yıldız camisi önünde bomba çatlatılıp II Abdülhamit öldürüldükten sonra, Galata Köprüsü, Tünel, yabancı banka ve kurumlar havaya uçurulacak, yabancı devletlerin işe karışmaları sağlanacaktı Filibe şehrinde Ermeni Komitacıları büyük bir toplantı yapmışlar, bu toplantıya Slav ve Siyonist örgütleri de katılmıştı Pro Armenia gazetesi başyazarı Pirkiyar da bu toplantıda bulunanlar arasındaydı Yapılan görüşmeler sonunda plan hazırlanmış ve II Abdülhamit'in Yıldız camisinden çıkarken öldürülmesi kararlaştırılmıştı

Gerçek adı Kristofor Mikaelyan olan fakat Samuel Fayn takma adiyle dolaşan Rus Ermenisi, Viyana'da Neseldorfer Wagenbefcu Fabriks Geselschaft firmasına bir fayton yaptırmış ve bunu parça parça Türkiye'ye sokmuşlardı Deniz yoluyla gelen faytonun parçalarını İstanbul’da komitenin adamı Silviyoriçi alıyor, muayenesiz geçmesi için de gümrük memurlarına para yediriyordu

İçine patlayıcı madde yerleştirilecek biçimde yaptırılan bu araba, bir araya getirildikten sonra, Şişli dışında denenmiş, amaca uygun bulunmuştu Faytona 80 kilo patlayıcı maddeyle 20 kilo demir parçası konmuş, arabaya koşulacak atlar da, o dönemin ünlü tiyatrocularından "Kel" Hasan Efendi’den satın alınmıştı "Machine İnfernale-Cehennem Makinesi" adı verilen ve bombayı istenilen zamanda patlatacak olan araç, Fransa'dan getirtilmişti Bütün bunlar tamamlandıktan sonra, 21 Temmuz 1905 cuma günü fayton, Abdülhamit'in dört at koşulu arabasının yanına bırakılmış, Padişahın camiden dışarıya çıkması beklenmeye başlanmıştı

Abdülhamit, caminin kapısında görününce Kristofor Mikaelyan ve kızı olarak tanıttığı Robina, Cehennem Makinesini çalıştırarak, bomba 1 dakika 42 saniye sonra patlayacak duruma getirilmişti Fakat Padişah, kapı önünde Şeyhülislâm Cemalettin Efendi'yle konuşmaya dalınca, süre dolmuş, Abdülhamit ölümden kurtulmuştu Suikast amacını gerçekleştirememişti ama, tam 26 kişi ölmüş, 58 kişi de yaralanmıştı Ayrıca, 17 arabayla 20 at da parçalanmıştı Cehennem Makinesi'ni çalıştırdıktan sonra kaçamayan Kristifor Mikaelyan da ölüler arasındaydı

Suikastçılardan birçoğu yabancı pasaport taşıdıklarından yurt dışına kaçmışlardı Fakat Edvard Jorris yakalanmıştı Arabanın parçaları arasında bulunan Neseldorfer kelimesiyle 11123 rakamı, olayın aydınlanmasını sağlamış, konuşmamakta direnen Edvard Jorris de her şeyin ortaya çıktığını görünce, bütün bildiklerini anlatmıştı Suikastçılardan Hacı Nişan Minasyan, sorgusu sırasında gittiği yüznumarada, teneke ibrikle bilek damarlarını ve karnını yırtarak intihar etmiş, geri kalanlar idam cezasına çarptırılmışlardı

Abdülhamit, Edvard Jorris'i bağışlamış, ayrıca kendisine 500 altın vermişti Jorris, daha sonraları Avrupa'da Abdülhamit'in bir ajanı olarak çatışmış, saraya önemli raporlar göndermiştir

Abdülhamit'in Ermeni Komitacıları tarafından öldürülememesi, nedense Tevfik Fikret'i pek üzmüş ve bu üzüntüsünü "Bir Lâhza-i Ta'ahhur - Bir anlık duraklama" adlı şiirinde şu mısralarla belirtmişti :

"Ey şanlı avcı, damını bihûde kurmadın
Attın fakat yazık ki, yazıklar ki, vurmadın"

 

HARBİKIZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-07-2008   #4
Profil Bilgileri
İyiki Doğdun RüzgarGülü:)
 
HARBİKIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Yaş: 17
Mesajlar: 12.266
Üye No: 58460
Tecrübe Puanı: 139
Rep Puanı : 8109
Rep Derecesi
HARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond repute
Ruh Hali:
HARBİKIZ - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart --->: Dünya Tarihine Geçen Suikastler...

II Aleksandr Suikastı

Akşam yemeği için sofrayı son defa gözden geçiren saray teşrifatçısı kapıda görünmüş ve tam:

"Haşmetmeab!" diye söze başladığı sırada, birden korkunç bir patlama duyulmuştu Sarayın yemek salonu bu patlama sonunda çökmüş, 11 askerin ölümüne 40 askerin de yaralanmasına yol açmıştı

Bomba yemek salonuna gizlice yerleştirilmişti Fakat, istenilen zamanda patlatılmamış, daha doğrusu, Rus Çarı II Aleksandr bir yakınıyla konuşmaya daldığından biraz gecikmiş ve bu gecikme de onun hayatını kurtarmıştı

Başsavcı'nın sıkı kovuşturması sonucu, suikastı Stefan Kalturin adındaki marangozun düzenlediği anlaşıldı Marangoz, Çar'ın yemek masasının altına yirmi kilo patlayıcı madde yerleştirmiş ve II Aleksandr’ın yemek salonuna geleceği sırada fitili ateşleyip kaçmıştı Bu Çar'a yapılan ne ilk ne de son suikasttı

Zincirleme suikastları doğuran olay, 1876 yılında Petersburg'daki kışlık sarayın tam karşısındaki Piyer ve Pol kalesinde geçti Bu tarihte kale siyasi mahkûmlarla ağız ağıza dolmuştu Bagolyubov adlı genç öğrenci de bu mahkûmlardan biriydi Genç, bir gün hücresine götürülürken, Petersburg Polis Şefi General Trepov'la karşılaşmıştı Trepov, Bagolyubov'a şapkasını çıkartmasını söyledi Fakat Bagolyubov bu emre uyacağı yerde, şapkasını başına daha da sıkı olarak geçirdi Onun bu davranışına kızan Petersburg Polis Şefi, dayak cezasının kaldırılmış olmasına rağmen, öğrenciye yüz kamçı attırdı Bu hem öteki suçluların, hem de serbest bulunan Çar aleyhtarlarının arasında büyük bir kızgınlık yarattı

Bu kızgınlığı en çok duyanlardan biri de, Vera İvanovna Zasuliç adında bir kadındı Bagolyubov'un öcünü almaya karar veren Zasuliç, bir gün Polis Şefi Trepov'un odasına bir iş bahanesiyle girmiş ve cebinden çıkardığı tabancayla onu kanlar içinde yere sermişti Trepov'u ağır yaralayan Zasuliç, elinden tabancayı yere atarak polislerin gelip kendisini tutuklamalarını büyük bir soğukkanlılık içinde beklemişti

Suikast, Çar aleyhtarı çevrelerde büyük şaşkınlık yarattı ama, asıl şaşkınlık Vera Zasuliç'in yargılanması sonucu mahkemeden beraat etmesiyle meydana geldi Bu, beraat, Çarlık Hükümeti çevrelerini öfkeden çılgına döndürmüştü Polisler, Vera Zasuliç'i mahkeme salonundan çıkarken yeniden tutuklamak istediler Fakat kapıda bekleyen atlı bir araba kadını onların bulamayacağı güvenlikli bir yere kaçırdı Vera bir anda Rusya'da acı çeken halkın kahramanı haline gelmişti, ülkede serbestçe dolaşması artık imkânsız hale geldiğinden İsviçre’ye kaçtı

Vera'nın yargılandığı günlerde, Piyer ve Pol kalesinde bulunan 193 ihtilâlcinin de duruşması vardı Mahkûmların arasında pek çok da kadın bulunmaktaydı Bunlardan biri de beş yıldır yargılanmasını bekleyen ve daha sonraları "Devrim'in Büyükannesi" adı verilecek olan Kievli Katerin Breşkovskaya'ydı Her zaman Breşkovskaya'nın yanında bulunan ve davranışlarından iyi bir aileden geldiği anlaşılan kızıl saçlı bir genç kız dikkatleri üzerine çekiyordu Sofia Prevskaya adındaki bu kız, Petersburg Valisinin öz kızı ve Eğitim Bakanı'nın yeğeniydi Babasının zalimliği genç kızı halkın yanına itmişti Sofia Prevskaya birkaç yıl sonra serbest bırakılacak ve Çar II Aleksandr'a sayısız ve başarısız suikastlardan birini düzenleyecekti

Vera'nın beraat etmesinden sonra suikast olayları daha da artmış, bütün Rusya'ya yayılmıştı 21 şubat 1879'da Prens Kropotkin öldürüldü Yine aynı günlerde Petersburg'da General Mezentçev bir tedhişçi tarafından vuruldu Suikastçı bir atla kaçmayı başardı 23 mart 1879'da General Deretlen de başka bir tedhişçinin saldırısına uğradı

Tedhişçiler hükümet ileri gelenlerinden sonra, kendilerine hedef olarak Çar II Aleksandr'ı seçmişlerdi 14 Nisan 1879 tarihinde Car'a ilk suikast yapıldı Bir gezinti sırasında, Soloviev adındaki suikastçı, Çar'a beş el ateş ettiyse de tutturamadı ve yakalanarak idam edildi, ikinci suikast 1 Aralık 1879'da, o sıralarda serbest bırakılmış olan Sofia Prevskaya'nın başkanı bulunduğu bir grup tarafından Kırım'da Çar'ın geçeceği tren yoluna bomba konularak yapıldı Bomba patlayınca birçok vagon devrilmiş fakat II Aleksandr bir önceki trenle geçtiğinden bu suikast da sonuçsuz kalmıştı

Suikastçıların inatla kendisini öldürmeye, çalıştıklarını en sonunda anlayabilen Çar, canını kurtarmak için bir Millet Meclisinin kurulmasını kabul etmek zorunda kaldı, Halkın devlet işlerine karışmasını sağlayacak olan bu kararı Çar II Aleksandr 1 Mart 1881'de imzalamıştı Ertesi gün yayınlanarak halka yeni bir düzenin kurulduğu bildirilecekti Fakat Çar çok geç kalmıştı Bu kararı grandüklerine ve bakanlarına haber verdikten sonra askeri bir törene gitti

Dönüşte, Katerina kanalının yanından geçerken Çar'ın kapalı arabasına, onun aldığı karardan haberleri olmayan suikastçılar tarafından havluya sarılmış bir bomba atıldı Patlayan bomba birkaç muhafızını öldürdü, kendisine bir şey olmadı II Aleksandr arabadan çıkarak, kanlar içinde yatan, muhafızlarının yanına gitmişti Arabacısının:

"Durmayalım Çar Hazretleri! Tehlike henüz geçmedi, hemen saraya gidelim!" demesine aldırmıyordu bile

Birkaç saniye sonra, II Aleksandr'ın ayakları dibinde patlayan ikinci bomba, arabacının ne kadar haklı olduğunu göstermişti!

Şimdiye kadar birçok suikasttan kurtulan II Aleksandr, bu sefer ölüm derecesinde yaralanmıştı Aceleyle saraya götürülüp çalışma odasındaki divana yatırıldığında gözleri kapanmıştı Bir ayağı kopmuş, öteki de parçalanmıştı Üç doktor başucunda ellerinden geleni yaptılar ama II Aleksandr'ı ölümden döndüremediler Bir saat kadar sonra doktorlar, yandaki odada bekleyen çember sakallı ve son derece iriyarı Veliaht III Aleksandr'a babasının artık hayatta olmadığını bildiriyorlardı

 

HARBİKIZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 03-07-2008   #5
Profil Bilgileri
İyiki Doğdun RüzgarGülü:)
 
HARBİKIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Yaş: 17
Mesajlar: 12.266
Üye No: 58460
Tecrübe Puanı: 139
Rep Puanı : 8109
Rep Derecesi
HARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond reputeHARBİKIZ has a reputation beyond repute
Ruh Hali:
HARBİKIZ - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart --->: Dünya Tarihine Geçen Suikastler...

Jül Sezar Suikastı

Jül Sezar, MÖ 101 yılında Roma'da soylu bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi Sağlam bir eğitim gördüğü gibi, ailesi tarafından bir silahşor olarak yetiştirilmişti Edebiyata ve güzel sanatlara aşırı bir düşkünlüğü vardı

Fakat bu genç adam, dünya zevklerine, içkiye ve kadınlara karşı da aynı ilgiyi duyar, bu arada kendisine açılan erkek kollarına hiç çekinme duymadan vücudunu teslim ederdi Olağanüstü bir hatip, yaman bir binici, kadınları baştan çıkarmada eşi bulunmaz bir ustaydı Roma'da genelev sokağında bir oda tutarak yıllarca sefahat içinde yaşamıştı

Annesi Auralia, bu çok yakışıklı, güzellikte mitoloji kahramanları Adonis ve Paris'le eş tutulan oğluna para yetiştirmekte güçlük çekiyordu Jül Sezar, parası tükenince, arkadaşlarından ve düşüp kalktığı yosmalardan borç alır, bir daha da ödemezdi Onlara şöyle derdi yalnızca:

"Dostlarım, Roma İmparatorluğunu pençeme alacağım güne kadar bana zaman veriniz"

Yirmi yaşlarındayken İmparator Sulla'nın can düşmanı Marius'un yeğeni olduğu için, Roma'dan kaçmak zorunda kaldı Anadolu'ya kaçmak isterken korsanların eline düştü Korsanlar onu Antalya'ya götürmüşler ve kurtuluş parası olarak 20 talent istemişlerdi Genç delikanlı kendisine biçilen bu fiyat karşısında küplere binmiş ve :

"Hayvanlar!, Ben 20 talentlik bir tutsak mıyım? Yakaladığınıza iyi bakın, size 50 talent getirteceğim!)" diye bağırmıştı

Roma'daki ailesine bir mektup göndermiş, para gelinceye kadar da korsanlarla al takke ver külah bir hayat yaşamıştı Onlarla içki içiyor, şiirler okuyup oyunlar oynuyordu Ara sıra da korsanlara :

"Hayvan herifler! Elinizden bir kurtulursam, göreceksiniz hepinizi astıracağım!" diyordu Korsanlar, bu deli dolu gencin sözlerini ciddiyi almazlar, gülmekle yetinirlerdi

Parası gelince özgürlüğüne kavuştu ve Ege bölgesindeki Milet kentine gitti Buradan sağladığı birkaç gemiyle, kendisini tutsak eden korsanların üzerine giderek, onları Antalya açıklarında yakaladı Hepsini zincire vurup Bergama'ya götürdü, Vali'nin vereceği emri beklemeden hepsini astırdı

Roma'ya dönüp siyasi hayata atıldığında 33 yaşlarındaydı Yakın arkadaşlarından biri, Jül Sezar'a siyasi tutkuları olduğunu söylediğinde ondan şu karşılığı aldı :

"Ne diyorsun sen! Makedonyalı Büyük İskender'in hayatını okumadın mı? O benim yaşımdayken bütün dünyayı ele geçirmişti Ben daha ne yaptım?"

Kırk bir yaşına geldiğinde, Roma'nın seçkin kişilerinden biri olmuştu Çağının ünlü generallerinden Crassus ve Pompeus ile üçlü bir anlaşma yaparak kendisini "Konsül / Devlet Başkanı" seçtirtti Dostlarına ve düşüp kalktığı kadınlara olan 1300 talent borcunu ödemek için Galya Valiliği’ni de üzerine aldı Bu yetki kendisinde olmasına rağmen Senato ses çıkaramadı Çünkü Jül Sezar’ın Galya Valisi olarak Roma'dan uzaklaşması ihtimali hem Senato’nun hem de Pompeus'un işine geliyordu Bu nedenle Galya dışında bazı eyaletleri de ona bağladılar

Jül Sezar'ın amacı, Galya'da kendine bağlı bir ordu kurmak ve Roma'nın üzerine yürüyerek diktatör olmaktı Konsüllük süresi bir yıl sonra bitince Jül Sezar Galya'ya gitti Sekiz yüzden fazla kenti olan bu zengin ülke onun borçlarını ödedikten başka, gerekli adamları satın alacak ölçüde zenginleşmesine de yetti Savaşlarda ele geçirilen 1 milyon tutsağın köle olarak satışından eline gecen para, Jül Sezar’ın en güçlü silahı olmuştu Romalılar yüz yirmi yıl içinde Galya'nın ancak Güney bölgelerini ele geçirebilmişlerdi, Sezar sekiz yılda bütün Galya'yi Roma imparatorluğu sınırları içine kattı

Bu sıralarda Crassus, Doğu'da Fırat ırmağı kıyılarında Partlara yenilerek ölmüş ve Pompeus Roma'nın tek egemeni durumuna gelmişti Pompeus mutlu ye kaygısız bir yaşantı içindeydi Oysa çevresindekiler Jül Sezar’ı iyi tanıdıklarından, Pompeus'a sık sık şu soruyu soruyorlardı :

"Sezar, Roma üzerine yürürse, onu durdurup geri püskürtecek askerleriniz var mı?"

Pompeus gururla gülümsüyor:

"Kaygılanmayın, İtalya’nın neresinde olursa olsun, ayağımla yere vurduğumda oradan ordular fışkırtırım,," diyordu Oysa elinde hazır ve kendine bağlı bir ordusu yoktu Sezar ise, kendisine ölesiye bağlı bir ordu kurmuştu Roma generallerinden hiç birine benzemiyordu Askerleriyle birlikte oturup şarap içer, onlarla zar atıp kumar oynar, en kaba ve cıvık şak