Frmacil

Frmacil

Acil Sorunlara Acil Çözüm




Geri git   Frmacil >
(¯`·.(¯`·.Hayat Ve Yaşam ·´¯).·´¯)
> Sağlık > Gebelik ve Annelik

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

.Filistine Destek İsraile Tepki .

- | Gebelik & Sorunları
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-09-2007   #41
Profil Bilgileri
Administrator
 
AGMEHMET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Gizliyara Adaları
Yaş: 39
Mesajlar: 9.318
Üye No: 4
Tecrübe Puanı: 140
Rep Puanı : 23185
Rep Derecesi
AGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond repute
AGMEHMET - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart RE: Kadın Hastalıkları ve Doğum (Geniş bilgi)

Gebelikte Grip



Sonbaharın gelmesi yanlızca sıcak yaz günlerinin ve tatilin sona erdiğini göstermekle kalmaz Sonbahar değişken hava sıcaklıkları ile birlikte aynı zamanda kış hastalıkları olan grip ve soğuk algınlığı sezonunun da habercisidir Normal zamanlarda bile çok rahatsızlık verici olan bu durum hamilelikte hem daha çok sıkıntı yaratır hem de anne adaylarının bebekleri açısından endişelenmesine neden olur

Grip ve soğuk algınlığı nedir?
Grip (bilimsel adı ile influenza) ve soğuk algınlığı birbiriyle çok sık karıştırılan ve hatta birbiri yerine kullanılan iki terim olmakla birlikte aslında birbirlerinden çok farklı iki durumu ifade ederler Her iki hastalıkta da benzer belirtiler görülmekle birlikte hem hastalığın nedeni hem de sonuçları çok farklıdır

Her iki hastalık da viruslerin neden olduğu ve üst solunum yollarını tutan hastalıklardır Grip Influenza A, B, ve C adı verilen 3 tür viruse bağlı bir hastalıkken, 200 değişik tür vürus soğuk algınlığına neden olabilir

Soğuk algınlığı
Soğuk algınlığı genelde burnu tutan bir hastalıktır ve bu hastalığa neden olan mikropların önemli bir kısmı rhinovirus adı verilen gruba dahildir Rhino Yunanca burun anlamına gelmektedir

Belirtiler genelde vürusle karsilasildiktan 2 günsonra ortaya çıkar En sık karşılaşılan yakınmalar nezle, burun tıkanıklığı ve hapşırmadır Ateş genelde görülmezken boğaz ağrısı ya da hasassiyet olabilir ancak muayenede boğazda kızarıklığa nadiren rastlanır Sinüslerde ağrı ve kulak ağrısı sık görülür

Virüsün tipine bağlı olarak gözlerde sulanma, öksürük, geniz akıntısı, iştahsızlık, halsizlik gibi yakınmalar da olaya eşlik edebilir ancak yine de sorunun merkezi burundur

İlk başta daha sıvı olan burun akıntısı birkaç gün içinde koyulaşarak kıvam değiştirebilir ve rengi sarı-yeşile dönebilir

Belirtiler 7-10 gün içinde azalarak kendiliğinen kaybolur

Grip
Influenza viruslerinin neden olduğu grip hastalığı ise her yıl yaygın salgınlara neden olabilen ciddi bir hastalıktır Geçtiğimiz yüzyılın başında meydana gelen ve tüm dünyayı etkileyen grip salgını 20 milyondan fazla insanın ölümüne neden olmuştur

Amerikan Hastalık Kontrol Merkezinin verilerine göre her yıl nüfusun %10-20'si gibe yakalanmakta ve ortalama 114000 kişi grip nedeni ile hastanede tedavi edilmek zorunda kalmakta ve 20000'den fazla kişi hayatını kaybetmektedir Hayatını kaybeden hastaların önemli bir kısmı ya ciddi sağlı sorunu olan kronik hastalar, ya da ileri yaştaki düşkün kişilerdir Bu nedenle grip çok ciddi bir hastalıktır

Hastalığa neden olan virüs çok sık aralıklarla form değiştirdiği için yaygın salgınlara neden olur Daha seyrek aralıklarla ise virüsün yapısında büyük değişimler meydana gelir ve tüm dünyayı etkileyen salgınlar görülür

Hastalık genelde vücut sıcaklığında yükselme yani ateş ile başlar Yüzde kızarıklık ve halsizlik tabloya eşlik eder Bazı kişilerde başdönmesi, bulantı ve kusma görülebilir Ateş genelde 2-3 gün devam ederken nadiren 5 güne kadar uzayabilir Ateşten sonra genel vücut bulguları ortaya çıkar ve solunum sistemi yakınmaları artar En önemli bulgulardan birisi kuru öksürüktür Bununla birlikte boğaz ağrısı, boğazda kızarıklık, soğuk algınlığı belirtileri, yaygın ks ve eklem ağrıları sık görülür

Grip virüsü solunum sistemi içinde burun, boğaz, soluk borusu hatta akciğerlere bile yerleşebilir ve zaatürreye neden olabilir Soğuk algınlığına neden olan virüslerden farklı olarak solunum sistemini döşeyen epitel tabakasına zarar vererek bakterilerin de olaya karışmasına neden olabilir

Öksürük dışındaki belirtiler genelde 1 hafta içinde kendiliğinden kaybolurken öksürük birkaçhafta daha devam edebilir

Bulaşma yolları
Her iki hastalık da damlacık enfeksiyonu şeklinde havadan bulaşır Virüsü taşıyan kişi hapşırdığında milyonlarca virus havaya karışır ve kişinin göz, burun ve ağızından girerek enfeksiyona neden olur Virüsu alan kişi bundan sonraki ilk 2 gün civarında en fazla bulaştırıcılığa sahiptir Yani belirtilerin ilk görüldüğü dönem bulaşıcılığın da en fazla olduğu dönemdir

Öte yandan eller de bulaşmada rol oynayabilir Hasta olan bir kişi eli ile burnunu sildikten sonra örneğin bir başkası ile el sıkıştığında ve elini sıktığı kişi daha sonra gözünü kaşıdığında hastalığı alabilir

Grip ve soğuk algınlığı arasındaki farklar nelerdir?
Bu iki hastalığın ayrımını yapmak her zaman kolay değildir ancak kural olmamakla birlikte bazı farklılıklar yardımcı olabilir Soğuk algınlığı genelde burunu etkilerken grip tüm vücudu etkiler

Gribin belirtileri

Kas ağrısı
Kuru öksürük
Burun tıkanıklığı, soluk almada güçlük
Burun akıntısı
Ateş
Titreme
Şiddetli olabilen baş ağrısı
İştahsızlık
Halsizlik
Yorgunluk
Soğuk algınlığının belirtileri

Burun akıntısı
Hapşırma
Öksürük
Hafif başağrısı
Hafif ateş
Gözlerde sulanma
Kulak ağrısı
Her iki hastalık da kopmlikasyonlara neden olabilirken zaatürre gibi ciddi durumlar soğuk algınlığında görülmez

Grip ile soğuk algınlığı arasındaki temel farklardan birisi de gribin aşı ile önlenebilir bir hastalık olmasıdır

Hamilelik, grip ve grip aşısı

Hamilelik tek başına gribe yakalanmak için bir risk oluşturmaz Ancak hamile bir kadın gribe yakalandığında komplikasyon görülme şansı çok daha artmaktadır Aynı yaş grubundan kadınlar karşılaştırıldığında hamile olanların grip nedeni ile hastaneye yatırılarak tedavi edilme oranlarının hamile olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülmektedir Hamilelik kişinin bağışıklık siteminin yanı sıra dolaşım ve solunum sisteminde de değişikliklere neden olarak komplikasyonlar açısından daha yüksek risk altında olmalarına yol açar

Öte yandan hamileliğin son dönemlerinde gribe yakalanan bir anne adayının doğum sonrası hastalığını bebeğine geçirme şansı fazladır

Grip aşısı canlı virüs içermeyen ve hamilelikte kullanılabilen güvenli bir aşıdır Amerikan jinekolog ve Obstetrisyenler birliği (ACOG) 2000 yılıaralık ayında yayınladığı görüşünde salgın mevsiminde hamileliğinin ikinci ya da üçün trimesterinda olan kadınlara grip aşısı olmaları önermektedir

Yine aynı bildiride şeker hastalığı, astım, hipertansiyon gibi yüksek risk durumlarının varlığında gebelik yaşına bakılmaksızın grip aşısı yapılması önerilmektedir Bu gibi yüksek risk faktörleri olmayan kadınlarda ise aşının ilk trimester sonunda yapılması önerilmektedir

Bununla birlikte aşı sonrası annede gelişen antikorlar bir miktar bebeğe de geçerek yaşamının ilk aylarında onu da gribe karşı koruyacaktır

Grip mevsimi genelde Kasım-Nisan aylarını kapsar Hastalık en fazla Aralık ile Mart başına kadar olan dönemde görülür Salgın başladığında genelde ilk 3 hafta en etkili olduğu dönemdir hastalanan kişi sayısı sonraki 3-4 haftada giderek azalır Aşı için en ideal dönem Ekim ayı ile Kasım ayı ortasına kadar olan zaman aralığıdır Aşı sonrası antikor üretilmesi ve koruyuculuğun başlaması için 1-2 haftaya gerek vardır Grip aşısının koruyuculuğu %70-90 arasında değişmektedir

Grip aşısı gebelikte ve emzirme döneminde güvenli olarak kabul edilmektedir

Grip aşısının olası yan etkileri şunlardır:

Enjeksiyon alanında lokal hassasiyet ve şişlik (%10-64 olguda)
Hafif ateş ve halsizlik
Nadiren alerjik reakisyon
Grip aşısı gribe neden olmaz Aşı sonrası ilk 2 hafta içinde görülen üst solunum yolları enfeksiyonları tamamen tesadüfüdir ve aşı ile bir ilgisi yoktur

Öte yandan aşı hazırlanırken yumurta kullanıldığı için yumurta alerjisi olanlarda grip aşısı kontraendikedir ve yapılmamalıdır

Tedavi
Ne yazik ki her iki hastalık için de etkili bir tedavi yoktur Hiçbir ilaç ya da uygulama hastalığın süresini kısaltmaz Eskiler soğuk algınlığı ilaç ile 7 günde ilaçsı 1 haftada geçer derler Ancak yakınmaların daha hafif ve daha az rahatsızlık verecek şekilde atlatılmasına yardımcı olabilecek destek tedavileri uygulanmalıdır

Amerika Birleşik Devletlerinde Influenza virüsüne karşı ilaçlar bulunmaktadır Ancak bu ilaçların etkili olabilmesi için hastalık belirtileri başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde alınması gereklidir Hamilelikte C kategorisine giren bu ilaçlar ancak anne adayı ciddi risk altındaysa kullanılmalıdır

Grip ya da soğuk algınlığı sırasında destekleyici tedavi ve yapılması gerekenler şunlardır:

Her iki hastalık da virüslerin neden olduğu hastalıklardır Antibiyotikler virüsler üzerinde etkili değildir bu nedenle ikincil bir bakteriyel enfeksiyon olmadığı sürece antibiyotik kullanılmamalıdır
Tedaviden çok hastalığa yakalanmamak daha önemlidir Bu nedenle salgın dönemlerinde kapalı yerlerde fazla uzun kalmamak ve elleri sık sık yıkamak koruyucu olabilir
En iyi ve en etkili destek tedavisi istirahattir Eğer mümkünse yatak istirahati yapılmalıdır
Yatarken başınızı yukarıda tutmak (2 yada daha fazla sayıda yastık ile yatmak) geniz akıntısının vereceği rahatsızlığı azaltacaktır
Bulunulan ortamın yeteri kadar sıcak olmasına ve iyi havalandırılmasına dikkat edilmelidir
Havanın kuruması engellenmeli, nemli olması sağlanmalıdır
Yeteri kadar sıvı alımı son derece önemlidir
Hastalık dönemlerinde beslenmeye dikkat etmeli, iştahsızlık varsa enerji ihtiyacını gidermek için karbonhidrattan zengin diet uygulanmalıdır
Boğaz ağrısını gidermek için pastil kullanılabilir
Burun tıkanıklığı için tuzlu su ya da okyanus suyu vb kullanılabilir
Ağrı ve ateşi gidermek için parasetamol alınabilir
Yakınmalar düzeldiğinde hemen normal aktiviteye dönülmemeli, tam bir iyileşme için bir süre daha dinlenmeye devam edilmelidir
Aşağıdaki durumlarda mutlaka doktorunuza başvurmalısınız

Yüksek risk grubundaysanız
Ateşiniz 385 derecenin üzerine çıkarsa ve birkaç gün içinde düşmezse
Soluk alıp vermede güçlük olursa
Göğüs ağrısı ortaya çıkarsa
Şiddetli kulak ağısı, kulaktan akıntı ve kanama olursa
Döküntü ve kızarıklık ortaya çıkarsa
Ense sertliği ortaya çıkarsa
Birkaç gün içinde düzelemediğinizi ve ciddi derecede hasta olduğunuzu düşünüyorsanız

 

AGMEHMET isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Sponsored Links

Google'a ekle
Yudumla   Mumsema   Derya Gibi   Oya
Alt 09-09-2007   #42
Profil Bilgileri
Administrator
 
AGMEHMET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Gizliyara Adaları
Yaş: 39
Mesajlar: 9.318
Üye No: 4
Tecrübe Puanı: 140
Rep Puanı : 23185
Rep Derecesi
AGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond repute
AGMEHMET - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart RE: Kadın Hastalıkları ve Doğum (Geniş bilgi)

Gebelikte Sitomegalovirus CMV enfeksiyonları




Sitomegalovirüs (Cytomegalovirus, CMV) herpes ailesinden bir virüstür Bu aileye dahil olan diğer virüsler uçuğa neden olan herpes simplleks virüsü ile su çiçeğine neden olan virüstür

Tüm coğrafi bölgelerde bulunan bu virüsün neden olduğu enfeksiyon en sık karşılaşılan enfeksiyonlardan birisidir Amerika Birleşik Devletlerinden her 100 kişiden 50 ile 85'inin 40 yaşına gelinceye kadar bu virüsle temas edip enfekte olduğu tahmin edilmektedir

CMV aynı zamanda anneden karnındaki bebeğe bulaşan enfeksiyonlar arasında da en sık karşılaşılanlardan birisidir Amerika Birleşik Devletlerinde doğan her 100 bebekten 1'inde CMV enfeksiyonu görüldüğü ve CMV'nin en sık karşılaşılan konjenital enfeksiyon olduğu kabul edilmektedir

Gelişmekte olan ülkelerde ve düşük sosyoekonomik düzeye sahip toplumlarda daha sık görülür

CMV enfeksiyonları primer (ilk kez geçirilen) ya da rekürren (tekrarlayan) enfeksiyonlar şeklinde görülebilir

Kişi enfeksiyona yakalanıp akut dönemi atlattıktan sonra tüm herpes grubunda olduğu gibi virüs vücutta herhangi bir bölgede yerleşir ve yıllarca sessiz kalır Buna karşılık hastalığın tekrarlaması son derece nadirdir ve genellikle ilaç kullanımı ya da sistemik hastalık nedeni ile (AIDS gibi) bağışıklık sisteminin ileri derecede baskılandığı durumlarda yeniden aktive olur İnsanların büyük kısmında sorun yaratmadığı için CMV enfeksiyonları önemli hastalıklar grubuna dahil edilmez

Öte yandan hastalığın ciddi etkiler ortaya koyabileceği bazı risk grupları vardır Bunlar:

Annesinde aktif enfeksiyon olan doğmamış bebekler
Çocukların yoğun olarak bulunduğu kreş, okul gibi yerlerde çalışan kadınlar
Organ nakil hastaları ya da AIDS hastaları gibi bağışıklık sisteminin ileri derecede baskılandığı kişiler
Bulaşma yolları
CMV enfeksiyonları çocuklar da dahil olmak üzere her yaştan kişiyi etkileyebilir Genelde çocuklardan yetişkinlere bulaşan bu virüs idrar, tükrük, gözyaşı, semen ve süt gibi vücut sıvılarında da bulunduğundan direkt temas yolu ile yayılır Semende ve vajinal sıvılarda da bulunduğundan cinsel ilişki ile de bulaşması olasıdır Çok nadiren kan nakli sırasında da bulaşma gerçekleşebilir Önemli bulaşma yollarından biri de hamile bir kadından karnındaki bebeğe bulaşmasıdır

Enfeksiyon geçirildikten sonra bağışıklık cevabı oluşur ancak bu cevap tam bir cevap değildir ve suçiçeği, kabakulak gibi diğer pek virüs enfeksiyonundan farklı olarak birkez enfeksiyonu geçirmek yeniden geçirilmeyeceği garantisini vermez Ancak burada farklı olarak aynı virüsle yeniden karşılaşıldığında yeni bir enfeksiyon olmaz Kişide var olan ve sessiz (latent) bekleyen enfeksiyon aktif hale gelebilir

Bulaşmada temel yol vücut sıvıları ile direkt temastır Bu temas ile alınan virus ağız ya da burun mukozasına girer ise hastalık bulaşır Bu nedenle enfekte olduğundan şüphe edilen kişilerin vücut sıvıları ile temas ettikten sonra elleri yıkamak bulaşmayı büyük ölçüde önler Örneğin bir çocuğun alt bezini değiştirdikten sonra elleri iyice yıkamak çok etkili bir korunma yöntemidir

Belirtileri
CMV enfeksiyonları genelde herhangi özgün bir belirti vermeden geçirilir Çoğu zaman kişi herhangi bir enfeksiyon geçirdiğini anlamaz En sık karşılaşılan yakınmalar üst solunum yolu enfeksiyonlarına benzer Boğaz ağrısı, hafif ateş, yaygın kas ve eklem ağrısı ile halsizliktir AIDS gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde ise görme bozukluğu gibi ciddi etkiler ortaya çıkabilir

Tanı
CMV tanısı kanda yapılan serolojik testler ile konur Kanda CMV'ye karşı oluşmuş antikorların varlığı aranır Akut aktif enfeksiyonu düşündüren antikorların varlığında ise seri incelemeler yapılarak artış olup olmadığı incelenir Kanda immmunglobulin G (IgG) varlığı ise daha önceden virüs ile karşılaşıldığı ve bağışıklık oluştuğu anlamına gelir Ancak bu değerlerdeki 4 katlık artış da enfeksiyon tanısı koydurur

Gebelikte primer CMV enfeksiyonu
Anne adayında primer CMV enfeksiyonunun görülme olasılığı %04-07 arasındadır Anneden bebeğe geçiş ise değişik çalışmalarda %24-75 arasında olup ortalama %40 olarak kabul edilmektedir Hamilelik sırasında enfekte olan fetuslarda konjenital CMV enfeksiyonu varlığından söz edilir

Enfekte olan %40 bebeğin sadece %10'unda konjenital CMV enfeksiyonuna bağlı belirtiler ortaya çıkar Bir başka deyişle hamilelikleri sırasında primer CMV enfeksiyonu geçiren her 100 anne adayından sadece 4'ünün bebeğinde problem görülürken 36'sında doğum anında sorun yaşanmaz

Etkilenmiş yenidoğanda genel bir enfeksiyon vardır En sık etkilenen organlar beyin, gözler, karaciğer, dalak, kan ve deridir Beyinde kalsifikasyonlar, kafanın normalden küçük olması (mikrosefali), karaciğer ve dalakta büyüme sık karşılaşılan bulgulardır Bu bebekler destekleyici tedavilerle yaşamlarını sürdürürler ancak %80-90'ında yaşamlarının ilk yılları içinde uzun dönem etkiler ortaya çıkar

Uzun dönem etkileri arasında ise işitme kaybı, zeka geriliği, gelişme geriliği ve görme bozuklukları sayılabilir

Doğum sırasında bulguların görülmediği %90 bebeğin (yukarıdaki örnekteki 36 bebek) ise %10-15'inde uzun dönem etkiler ortaya çıkabilir

Gebelikte tekrarlayan enfeksiyon
Gebelikte tekrarlayan CMV enfeksiyonu görülme olasılığı primer enfeksiyon görülme olasılığından çok daha fazladır ve %1-14 arasında karşılaşılır Buna karşılık rekürren enfeksiyonların bebekte konjenital enfeksiyona yol açma riski çok daha düşük olup %02-2 arasında değişmektedir Buna paralel olarak konjenital CMV enfeksiyonu olan bebeklerin de sedece %1'inde bulgular ortaya çıkar Ancak primer enfeksiyonda da söz konusu olan %10-15'lik uzun dönem etki riski tekrarlayan enfeksiyonlarda da mevcuttur

Anne adayından bebeğe CMV bulaşma riski konusunda gebelik yaşının herhangi bir belirleyici değeri yoktur Ancak 20 haftadan önce olan bulaşmalarda problem ortaya çıkma riski daha yüksektir

Hamilelikte CMV'nin tedavisi var mıdır?
Ne yazık ki pekçok viral enfeksiyonda olduğu gibi hamilelik sırasında ya da diğer zamanlarda ortaya çıkan CMV enfeksiyonlarında da etkili bir tedavi seçeneği yoktur Bazı antiviral ajanlar denenmekle birlikte bu ajanların etkinliği halen tartışmalıdır

Korunma yolları
Tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi CMV enfeksiyonlarından korunmanın da en etkili yolu uygun kişisel hijyendir Bebeğin alt bezinin değiştirilmesi gibi herhangi bir vücut sıvısı ile temas edildiğinde eller mutlaka sabun ile yıkanmadan önce ağıza ???ürülmemelidir Bu en etkili korunma yöntemidir

Özetlemek gerekirse CMV enfeksiyonları çok sık karşılaşılan enfeksiyonlar olmakla birlikte hamilelikte son derece nadir görüldüklerinden ciddi bir risk yaratmazlar Bununla birlikte virüsle ilk kez hamilelikleri sırasında karşılaşan kadınların bebeklerinde düşük de olsa potansiyel risk mevcuttur Daha önceden enfeksiyonu geçirmiş olan kadınlarda ise enfeksiyonun yeniden aktive olması durumunda bu risk ihmal edilecek kadar azalmaktadır

Gebelikten önce ya da gebelik sırasında anne adayında yapılacak olan CMV'ye yönelik antikor taramasının gerekli olup olmadığı tartışmalıdır Ancak kişisel görüşüm bu testin yapılması yönündedir Test yapılıp anne adayının daha önceden bu enfeksiyonu geçirdiği saptandığında, hamilelik sırasında yeniden enfeksiyon ortaya çıkması durumunda bunun tekrarlayan enfeksiyon olduğu anlaşılacağından bebeğin zarar görme olasılığının son derece düşük olduğu kararına ancak bu şekilde varılabilir

 

AGMEHMET isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 09-09-2007   #43
Profil Bilgileri
Administrator
 
AGMEHMET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Gizliyara Adaları
Yaş: 39
Mesajlar: 9.318
Üye No: 4
Tecrübe Puanı: 140
Rep Puanı : 23185
Rep Derecesi
AGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond repute
AGMEHMET - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart RE: Kadın Hastalıkları ve Doğum (Geniş bilgi)

Gebelikte İdrar Yolu Enfeksiyonları



İdrar yolu enfeksiyonları kadın hastalıkları ve doğum hekimlerinin çok sık karşı karşıya kaldığı hastalıklardan birisidir Jinekoloğa başvuran hastaların yaklaşık %10'unun idrar yolu enfeksiyonu sorunu olduğu tahmin edilmektedir Öte yandan tüm kadınların %15-20'si hayatlarının bir döneminde idrar yolu enfeksiyonuna yakalanırlar

Hamile kadınların ise yaklaşık %8'inde idrar yolu enfeksiyonları görülür Görülen bu enfeksiyon herhangi bir belirti vermeyen ve asemptomatik bakteriüri, mesane enfeksiyonu (sistit) ya da böbrek enfeksiyonu şeklinde olabilir

İdrar vücuttaki atık maddeleri dış dünyaya taşıyan bir madde olmasına karşın kendisi sterildir yani herhangi bir mikrop içermez Bunun nedeni böbreklerde üretilen idrarın mesaneye ve oradan da dış dünyaya atılması sırasında sağlanan mekanik temizliktir İdrar yollarının enfekte olabilmesi için mikropların bir şekilde idrar yolları içine girip burada birikmesi ve çoğalması gerekir Böyle bir durum için en uygun yol mikropların vajina yolu ile üretraya girip (mesane ile dış dünya arasındaki boru şeklindeki ve idrarın yapıldığı bölüm) buradan yukarıya mesaneye çıkması, mesanede çoğaldıktan sonra böbrekler ile mesane arasında bulunan üreter adı verilen borular yolu ile de böbreklere ulaşmasıdır Bu aşağıdan yukarıya doğru gelişen enfeksiyonlara assendan enfeksiyon adı verilir Eğer mesanede idrar varsa bu mikroplar için uygun üreme ortamı yaratır

Mikropların idrar yollarına bir başka ulaşma yolu da kan yoluyla olur Vücudun bir başka bölgesindeki enfeksiyon etkenleri kan ile böbreklere ulaşabilir ve burada ikinci bir enfeksiyona yol açabilir Ancak bu son derece nadir bir durumdur

Kadınlar anatomik yapıları nedeni ile idrar yolu enfeksiyonlarına çok daha yatkındırlar Mesane ile dış dünya arasındaki üretra adı verilen yapı kadınlarda daha kısa olduğundan mikroplar buradan kolayca ve kısa zamanda mesaneye ulaşabilirler Ancak çok su içen ve çok sık idrara çıkan kadınlarda idrar yaparken üretra içinde bulunan mikroplar da dışarıya atıldığından mekanik temizlik gerçekleşmiş olur ve böylece enfeksiyon gelişme şansı azalır

Hamilelikte neden idrar yolları enfeksiyonları daha sık görülür?
Hamile kadınlar hamile olmayanlara göre idrar yolları enfeksiyonlarına yakalanma açısından daha büyük risk altındadırlar Hamilelerde idrar yolu enfeksiyonları genelde 6 haftalarda görülmeye başlarken en sık 22-24 haftalarda ortaya çıkar

Hamilelik sırasında kadınların %90'ında böbreklerde üretilen idrarı mesaneye taşıyan üreterlerde genişleme olur ve bu genişleme doğuma kadar devam eder Salgılanan hormonlara bağlı olarak tüm düz kaslarda olduğu gibi idrar yollarındaki düz kaslarda da gevşeme olur ve bunun sonucunda idrarın akım hızında azalma meydana gelir Buna üriner staz adı verilir Yine benzer hormonal nedenler ile mesaneden üreterlere idrar geri akımı (reflü) olur

Öte yandan hamile kadınların büyük bir kısmında idrarda glukoz yani şeker bulunur Bu tamamen normal bir durum olmakla birlikte bakteriler için uygun bir üreme zemini hazırlar Ayrıca gebelik sırasında idrarın konsantrasyonu yani yoğunluğu artar İdrardaki östrojen ve progesteron hormonu da eklendiğinde idrar yollarının bakteriler ile mücadele etme gücü azalır

Bakteriyoloji
Hamilelerde idrar yolu enfeksiyonuna neden olan mikroorganizmalar hamile olmayanlar ile benzerlik gösterir Olguların %80-90'nında sorumlu mikrop Escherichia coli'dir Halk arasında koli basili olarak da bilinen bu bakteri dışkıda bulunur Bunlar dışında Proteus mirabilis, Klebsiella pneumoniae'da sık görülen bakterilerdir Grup B streptokok and Staphylococcus saprophyticus ise nadir görülen bakterilerdirÇok nadiren Gardnerella vaginalis ve Ureaplasma ureolyticum'da idrar yolu enfeksiyonundan sorumlu olan mikroorganizmalardır

Yakınma ve bulgular
İdrar yolu enfeksiyonları üç değişik şekilde görülebilir Bunlar asemptomatik bakteriüri, sistit (mesane enfeksiyonu)ve pyelonefrittir (böbrek enfeksiyonu)

Asemptomatik bakteriüri
Hastada herhengi bir yakınma olmamasına karşılık idrar kültüründe mililitrede 100000'den fazla bakteri kolonisi saptanması durumunda asemptomatik bakteriüri tanısı konur Hamile kadınların yaklaşık %10'unda saptanır Tedavi edilmediğinde pyelonefrit görülme riskinde artış olduğu ileri sürülmektedir Bu nedenle bazı yazarlar her hamile kadında ilk kontrolde idrar kültürü yapılmasını önermektedir

Asemptomatik bakteriürinin sistit ya da pyelonefrite yol açma olasılığı %30-50 arasında değişmektedir Öte yandan bu durumun düşük doğum ağırlıklı bebeklere ya da rahim içi gelişme geriliğine neden olabileceği de ileri sürülmektedir

Amerikan Jinekoloji ve Obstetrisyenler Birliği ilk gebelik kontrolündeya da 12-16haftalarda idrar kültürü yapılmasını ve bunun son trimesterda tekrarlanmasını önermektedir

Hamile kadınlarda asemptomatik bakteriüri saptandığında mutlaka tedavi edilmelidir Bu amaçla en sık karşılaşılan mikroplara karşı antibiyotikler kullanılabileceği gibi ideal olan antibiyogram yapılarak, üreyen bakterinin hangi antibiyotiklere karşı duyarlı, hangilerine karşı dirençli olduğu saptamak ve buna göre antibiyotik kullandırmaktır Kullanılacak olan antibiyotik gebelik sırasında kullanılmasında sakınca olmayan bir gruptan seçilmelidir

Geçmişten gelen yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanma alışkanlığı nedeni ile pekçok mikrop geleneksel ve ucuz antibiyotiklere karşı direnç geliştirdiğinden bunlar günümüzde etkinliğini yitirmiş, ve basit mikroorganizmaları yok edebilmek için çok daha karmaşık ve pahalı antibiyotikler geliştirilmek zorunda kalınmıştır Bu nedenle hangi hastalık için olursa olsun doktor önerisi olmadan antibiyotik kullanılması ileride olumsuz sonuçlar yaratacaktır

Asemptomatik bakteriüri tedavisinde değişik protokoller olmakla birlikte genelde 7-10 günlük tedavi ile enfeksiyon ortadan kaldırılabilmektedir

Tedavi sonrasında yeniden kültür yapılarak tedavinin etkili olup olmadığı araştırılmalırdır

Akut sistit
Akut sistit, yani mesane enfeksiyonu, asemptomatik bakteriüriden idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, idrar tutamama gibi yakınmaları varlığı ile ayrılır Sistitte hasta kendini çok hastaymış gibi hissetmez ve ateş görülmez Çok nadiren idrarda kan görülebilir Hamilelerin %1-3'ünde sistit ortaya çıkmaktadır

Genel olarak sistit varlığında kültür sonucu beklenmeden ampirikolarak antibiyotik tedavsine başlanır Tercih edilecek antibiyotik en sık görülen mikroorganizmalara yönelik bir tane olmalıdır Kültür ve antibiyogram sonucu çıktığında eğer başlanan antibiyotiğe direnç saptanır ise duyarlı olarak bulunan başka bir antibiyotiğe geçilir Sistitin klasik tedavisi 7-10 gün sürmekle birlikte 3 günlük tedavi protokolleri de vardır ve hamile olmayanlarda benzer tedavi etkinliği sağlamaktadır Ancak bu protokollerin hamile kadınlar üzerindeki etkisi henüz açık değildir Kısa protokoller ile tedavi edilen hamile kadınlarda durumun tekrarlama olasılığı daha yüksek gibi görünmektedir

Piyelonefrit
Böbrek enfeksiyonu olan piyelonefrit çok ciddi bir sistemik hastalıktır ve annede kan enfeksiyonu (sepsis), bebekte ise erken doğuma neden olabilir Tanı genelde idrarda bakteri saptanması ile birlikte ateş, titreme, bulantı, kusma ve yan ağrısının olması ile konur Ateş sıklıkla 39 derecenin üzerindedir Alt idrar yolu enfeksiyonlarında bulunan idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma gibi yakınmalar görülmeyebilir

Piyelonefrit hamilelerin %2'sinde görülen bir enfeksiyondur ve bunların %20'sinde aynı gebelik sırasında hastalık tekrarlamaktadır

Piyelonefritin erken dönemde agresif şekilde tedavi edilmesi komplikasyonların önlenmesi açıından kritik önem taşır Genelikle hastanede yatarak ve damardan antibiyotik uygulanarak tedavi edilir Ancak yapılan yeni çalışmalarda ağzıdan alınan antibiyotikler ile de etkili tedavi sağlanabildiği gösterilmiştir

Tedaviye kültür sonucubeklenmeden başlanır ve kültür sonucuna göre eğer gerek olursa kullanılan antibiyotik değiştirilir Zaman zaman farklı mikroorganizmalara yönelik iki antibiyotik aynı anda kullanılabilir Tedavi sırasında hastanın yeterli hidrasyonunun yani sıvı alımının sağlanması önemlidir

Tedaviye hastanın ateşi düşünceye ve genel durumu düzelinceye kadar devam edilir Hastaların çoğu antibiyotik ve sıvı tedavisine 24-48 saat içinde yanıt verir Tedavinin başarısız olmasında en önemli etken kullanılan antibiyotiğe karşı direnç olmasıdır bununla birlikte tedaviye dirençli olgularda altta yatan "idrar yollarında taş" gibi başka bir neden olup olmadığı araştırılmalıdır

Hamilelerin %4-5'inde idrar yolu enfeksiyonları tekrarlarBöyle bir durumda idrar yollarında anatomik ya da fonksiyonel bozukluklar detaylı bir ürolojik inceleme ile araştırılmalıdır

İdrar yolu enfeksiyonlarının hamilelik üzerindeki etkileri
İdrar yolu enfeksiyonlarının gebelik ve bebek üzerindeki etkileri değişkendir Yapılan bir çalışmada 25000'den fazla gebe kadın incelenmiş ve idrar yolu enfeksiyonlarının erken doğum eylemi, gebeliğe bağlı yüksek tansiyon, anemi, ve amniyon iltihabına neden olduğu saptanmıştır İdrar yolu enfksiyonları ayrıca düşük oğum ağırlığı ve prematürite riskini de arttırmaktadır

İdrar yolu enfeksiyonlarının neden olduğu durumlar ve risk artış oranları şu şekildedir

Durum Risk artşı
Düşük doğum ağrılığı (2500 gramdan az) 12-16 kat
Prematürite (37 haftadan önce doğum) 11-14 kat
Erken doğum ağrıları 14-18 kat
Hipertansiyon/preeklempsi 12-17 kat
Anemi 13-20 kat
Amniyon iltihabı 11-19 kat

 

AGMEHMET isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 09-09-2007   #44
Profil Bilgileri
Administrator
 
AGMEHMET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Gizliyara Adaları
Yaş: 39
Mesajlar: 9.318
Üye No: 4
Tecrübe Puanı: 140
Rep Puanı : 23185
Rep Derecesi
AGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond repute
AGMEHMET - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart RE: Kadın Hastalıkları ve Doğum (Geniş bilgi)

Gün Aşımı Gebelikte



Gebeliğin son adet tarihinden itibaren 42 haftanın sonunda sonlanmamasına gün aşımı denir Yaklaış % 10 gebelikte görüldüğü ileri sürülse de bunların büyük bir kısmı gerçekte gün aşımı değil son adet tarihinin yanlış bilinmesinden kaynaklanmaktadır Fetus da beyin gelişmemesi (anensefali), fetusun böbrek üstü bezlerinde aşırı büyüme, hipofiz bezinin olmaması gibi bazı fetal yapısal bozukluklar ile yine fetusa ait bazı enzim bozuklukları doğumnun gecikmesine yol açabilir Daha önceki gebeliklerinde gün aşımı olan kişilerde bu durumun tekrarlama olasılığı yüksektir Tüm bunlara rağmen yine de gün aşımı olan gebelerin %90'ından fazlasında belirgin bir neden bulunamaz 42 haftanın sonunda doğum gerçekleşmediğinde plasentada yaşlanma belirtileri boygörtermeye başlar Bebeğe giden oksijen ve besin maddelerinde yetmezlik görülür Bu durum bebeği sıkıntıya sokar Bebek kakasını yapabilir Bu durum uzun sürer ise ya da bebek bu maddeleri yutar ise doğum sonrası kimyasal zaatürre görülebilir Yine gün aşımı ile bilikte amniyon mayiinde azalma ve buna bağlı komplikasyonlar ortaya çıkabilir Bebek miadında normalkilosunda olmasına rağmen plasenta yetmezliği nedeni ile kilo kaybedebilir Bunun tam tersi durum da söz konusu olabilir ve bebek kilo almaya devam eder ise iri bebek ve buna bağlı doğum riskleri ortaya çıkabilir Gün aşımından söz edebilmek için gebelik yaşının çok iyi tayin edilmesi gerekir Düzenli kontrole giden gebelerde ultrason takipleri ile gebelik yaşı bilindiğinden tanıda pek zorlanılmaz 40 hafta dolduktan sonra ya da gebelik yaşından emin olunmadığı durumlarda fetal iyilik halinin değerlendirilmesinde kullanılan yöntemler ile bebeğin sıkıntıda olup olmadığı araştırılır Genelde bu takipler 3 günde bir şeklinde uygulanır 42 haftaya kadar doğum gerçekleşmez ise ya da bebeğin sıkıntıda olduğu fark edilir ise hastanın durumuna göre sezaryen ya da suni sancı ile gebelik sonlandırılır

 

AGMEHMET isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 09-09-2007   #45
Profil Bilgileri
Administrator
 
AGMEHMET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Gizliyara Adaları
Yaş: 39
Mesajlar: 9.318
Üye No: 4
Tecrübe Puanı: 140
Rep Puanı : 23185
Rep Derecesi
AGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond repute
AGMEHMET - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel-orgu.com
Standart RE: Kadın Hastalıkları ve Doğum (Geniş bilgi)

Gebelik belirtileri




Gebeliğin en önemli bulgusu adet gecikmesidir Ancak her adet gecikmesi gebelik anlamına gelmez Yaşam tarzındaki herhangi bir değişiklik, çeşitli rahatsızlıklar, diet, psikolojik durum değişiklikleri, stres gibi pek çok faktör adet gecikmesine neden olabilir

Bebek sahibi olmak için bir kadının en uygun olduğu yaş dilimi 18-35 yaşlar arasıdırBu dönemin başlangıcında kadının kendi vücudu gelişimini tamamlamıştır ve bir bebek gelişimi için uygun hale gelmiştir

Yaşınız ya da pozisyonunuz ne olursa olsun gebe kalmak istediğinizde ya da gebe olduğunuzu düşündüğünüzde mutlaka uzman bir hekime müraacat etmelisiniz

Gebelik ne zaman başlar ?

Gebelik erkekten gelen spermin kadının yumurtalıklarından atılan yumurta hücresini döllediği anda başlarBu andan 8haftanın sonuna kadar olan dönem ebryonik dönem olarak adlandırılır Sekizinci haftadan doğuma kadar olan süreye de fetal dönem denir

Gebelik yaşı nasıl hesaplanır ?

Gebelik yaşı hesaplanırken gebe kalındığı düşünülen ilişkinin gerçekleştiği gün kriter olarak alınmaz Tüm dünyada ve terminolojide bir standart sağlayabilmek amacıyla son adet kanamasının ilk günü (SAT, son adet tarihi) gebeliğin başlangıcı olarak alınır Gebelik yaşı hesaplanırken ay kullanılmaz İnsanlarda gebelik 280 gün sürer Bu 40 haftaya denk gelmektedir Sonuç olarak gebelik hafta olarak tanımlanır ve başlangıcı olarak da son adet kanamasının ilk günü esas alınır

Bebeğin doğum tarihi nasıl hesaplanır ?

Bebeğin beklenen doğum tarihini (BDT) hesaplamak için oldukça basit bir yöntem vardır: 7 gün ekle 3 ay çıkart Negele yöntemi adı verilen bu sistemde SAT'ne 7 gün eklenir ve 3 ay geriye gidilir Bir örnekle açıklayacak olursak son adet kanamasının ilk günü 7 Temmuz olan bir anne adayını ele alalım

Negele Yöntemi
Son Adet
Tarihi 7 Temmuz
7 gün ekle 14 Temmuz
3 ay çıkart 14 Nisan
Beklenen Doğum
Tarihi 14 Nisan


Bu hasta için beklenen doğum tarihi 14 Nisan'dır Ancak bebeklerin sadece %5'i bu tarihte doğar 38 hafta ile 42 hafta arası doğan bebekler normal kabul edilirken 38 haftadan önce doğanlar preterm 42 haftadan sonra doğanlar postterm olarak adlandırılır Prematürite ise bebeğin yaşını değil gelişimini anlatan bir ifadedir Örneğin 36 haftalık doğan bir bebek preterm olmasına yani erken doğmasına rğme eğer akciğer gelişimini tamamlamış ise prematür değildir

Gebeliğin belirtileri

Gebeliğin en önemli bulgusu adet gecikmesidir Ancak her adet gecikmesi gebelik anlamına gelmez Yaşam tarzındaki herhngi bir değişiklik, çeşitli rahatsızlıklar, diet, psikolojik durum değişiklikleri, stres gibi pek çok faktör adet gecikmesine neden olabilir

Gebeliği düşündüren bulgular
1Adet gecikmesi
2Memelerde dolgunluk ve hassasiyet
3Bulantı & Kusma
4Sık idrara çıkma
5Halsizlik
6Karında büyüme
Gebeliğin muhtemel bulguları
1Rahimin (uterus) büyümesi
2Gebelik testleri

Gebeliğin kesin bulguları
1Bebeğin kalp atımlarını duyulması
2Bebek hareketlerinin hissedilmesi
3ULTRASON incelemesi

Gebelik testleri

Gebe olduğunuzu ne kadar erken öğrenilirse , gebelik ile ilgili bakıma o kadar erken başlanabilir Bu nedenle adet gecikmesi olan her kadın vakit kaybetmeden gebelik testi yaptırmalıdırGebeliğin oluşması ile birlikte gebelik ürününüden bazı hormonlar salgılanmaya başlar Bu gebeliğe özgü hormonlar kadının adet siklusunu kesintiye uğratır ve kadın gebelik süresince adet görmez Kanda ve idrarda bu hormonların tayini ile gebelik teşhisi konabilir Kanda bakılan hormon daha henüz ortada bir adet gecikmesi olmadan önce bile gebeliği gösterebilir İdrarda ise sıklıkla 7-10 günlük bir gecikmeden sonra gebelik saptanabilir

Piyasada satılan ve kişinini kendi kendine uyguladığı testlerin güvenilirliği labovatuardakilere oranla biraz daha düşüktür Bu nedenle adet gecikmesi olan ve kendi kendine yaptığı test negatif çıkan kadınlar da hekimlerini konu hakkında bilgilendirmeli ve onun tavsiyelerine uymalıdırlar

Duygulanım değişiklikleri

Gebeliğin ilk 3 ayında anne adayında bazı psikolojik değişiklikler meydana gelebilir Kişi çok neşeliyken bir anda ağlama krizlerine tutulabilir bazı günler çok sinirliyken bazı günler sakin olabilir Bünye gebeliğe uyum sağladıkça bu sorunlar da yavaş yavaş ortadan kalkar Ancak gebeliğin son haftalarında tekrar bir huzursuzluk ortaya çıkabilirKişi sinirli, heyecanlı olabilir, Uyku problemleri ortaya çıkabilir Bunlar fazla endişeedilmemesi gereken durumlardır Hemen hemen her kadın bu duyguları yaşar

Aynı şekilde baba adayında da bazı değişiklikler görülebilir Eşinin durumu hakkında endişeler taşıyabilir ve konu hakkında bilgisi yoksa ona yardım edememenin sıkıntısını yaşar Bu nedenle çiftler kendilerinden önce böyle bir deneyim yaşayan arkadaşları ile konuşarak onların tecrübelerinden yararlanabilirler Ancak unutulmamalıdır ki en profesyonel yardım konunun uzmanı olan bir hekimden alınabilir

Bebek hareketleri ilk ne zaman hissedilir ?

Daha önce doğum yapmış olan hanımlar bu konuda da tecrübelerini gösterirler Bu hanımlar genelde 16 hafta civarında bebeğin oynadığını hissederken ilk gebeliğini yaşayanlar 19-20 haftalarda bu hisle tanışırlar Hanımlar bunu içlerinde bir kuşun kanat çırpmasına benzetmektedirler

Ne sıklıkta doktor kontrolü gereklidir ?

32 haftaya kadar ayda bir kez, 32-36 haftalar arası 15 günde bir, bu tarihten doğuma kadar da doktorunuzun uygun göreceği sıklıklarda kontrol gereklidir Bu kontrollerde bazı temel tetkikler yapılır, bebeğin ve gebenin gelişimi kontrol edilir ve standartlara uygun olup olmadığı saptanır, bebekte ya da gebede olası bir anormalik saptanır ise buna yönelik tedaviler planlanır ve yapılır, bazı özel gebelerde gereken özel tetkikler ve araştırmalar gerçekleştirilir Bebeğinizin ve kendi sağlığınız için gebelikte hekiminizi düzenli olarak ziyeret etmeyi ihmal etmeyiniz

Bebeğin cinsiyeti ne zaman belli olur ?

Aslında bebeğin cinsiyeti döllenme meydana geldiği anda bellidirBurada tek belirleyici babadan gelen spermin cinsidir Eğer bu sperm Y kromozomu taşıyor ise bebek erkek, X kromozomu taşıyor ise bebek kızı olacaktır Ancak bu cinsiyetin tespiti ancak dış cinsel organlar ultrason ile görülebilecek büyüklüğe ulaştığında mümkün olurGenellikle 14-16 haftalardan itibaren tecrübeli gözler bebek cinsiyetini saptayabilir

Tanı amaçlı yapılan ve bebekten doku alınmak sureti ile gerçekleştirilen biopsi sonucu bebeğin cinsiyeti %100 doğrulukla saptanır ancak bu işlemler sadece tıbbi bir gereklilik varsa yapılır Sadece cinsiyet tayini için yapılmaz

 

AGMEHMET isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 09-09-2007   #46
Profil Bilgileri
Administrator
 
AGMEHMET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Gizliyara Adaları
Yaş: 39
Mesajlar: 9.318
Üye No: 4
Tecrübe Puanı: 140
Rep Puanı : 23185
Rep Derecesi
AGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond reputeAGMEHMET has a reputation beyond repute
AGMEHMET - MSN üzeri Mesaj gönder
Reklam
www.dantel