Frmacil

Frmacil

Acil Sorunlara Acil Çözüm




Geri git   Frmacil >
(¯`·.(¯`·.Aşk ve Sevgi·´¯).·´¯)
> Aşk Yazıları > Aşk Hikayeleri

Forum Kuralları İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Sevdiğini Cenazende Öğrendim Gülüm | İki Kum Tanesinin Aşkı
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-03-2008   #1
Profil Bilgileri
Bayan Üye
 
Yıldızçiçeği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2007
Mesajlar: 4.629
Üye No: 570
Tecrübe Puanı: 61
Rep Puanı : 7345
Rep Derecesi
Yıldızçiçeği has a reputation beyond reputeYıldızçiçeği has a reputation beyond reputeYıldızçiçeği has a reputation beyond reputeYıldızçiçeği has a reputation beyond reputeYıldızçiçeği has a reputation beyond reputeYıldızçiçeği has a reputation beyond reputeYıldızçiçeği has a reputation beyond reputeYıldızçiçeği has a reputation beyond reputeYıldızçiçeği has a reputation beyond reputeYıldızçiçeği has a reputation beyond reputeYıldızçiçeği has a reputation beyond repute
Ruh Hali:
Reklam
www.dantel-orgu.com
Arrow Gelinlik..! (Gerçektir)

1983 yılının mayıs ayıydı Konya Askeri Cezaevinden alınarak başka bir mahkemem için İzmir Buca Cezaevine getirildim Yol boyunca tam bir ölüm mahkumu muamelesi görmüş, dünyaya ...

1983 yılının mayıs ayıydı Konya Askeri Cezaevinden alınarak başka bir mahkemem için İzmir Buca Cezaevine getirildimYol boyunca tam bir ölüm mahkumu muamelesi görmüş, dünyaya bir veda psikolojisi ile bakmıştım İçimde bir his "bu güneşi, bu ağaçları, bu dünyayı bir daha göremeyeceksin" diyordu

Bu duygularla bir şafak vakti, Buca Cezaevine teslim edildim Beni en çok sevindiren, aylar sonra Buca Cezaevinde bulunan arkadaşlara kavuşmam olmuştu İhtilalden üç yıl sonra da, onlarla ilk defa görüşecek, ilk kez de kucaklaşma imkanı bulacaktım Ama beni asıl sevindirecek olan, bir kaç hafta önce idam cezasına çarptırılan Halil Esendağ'la Selçuk Duracık'ı görmem olacaktı Bundan dolayı müthiş heyecanlanıyordum

İdam alan ve aylarda beri ölüm hücresinde infazı bekleyen arkadaşların halet-i ruhuyilerini, ölüm cezasını nasıl karşıladıklarını merak ediyordum Mahkeme saati yaklaştıkça yavaş yavaş koğuşlardan çıkarılan tutuklular da kapıda görünmeye başladılar Gelenler içinden tanıdıklar çıkınca kucaklaşıyor, derin bir hasretle birbirimize sarılıyor duygulu anlar yaşıyorduk

Merak içindeydim, üç yıl görmediğim Halil acaba ne durumdaydı? Neredeyse kesinleşen cezasını nasıl karşılamıştı? Kafam bu sorularla meşgulken, Halil Esendağ mütebessim bir yüzle çıka geldi Yüzü çektiği çilelerle temizlenmiş, parlatılmış gibiydi Asırlardır birbirimizi görmemiş insanlar gibi hasretle kucaklaştık Sanki kalplerimizden birbirimize tatlı, ılık birşeyler akıyordu Kısa bir hal-hatır fırsatı bile bulamadan gardiyanlar çağırdı, ikişer ikişer kelepçelenerek ring araçlarına bindirildik İsteğim üzerine benim elim Halil'in eli ile kelepçelenmiş; böylece mahkemeye gelinceye kadar yolda bir kaç kelime konuşma imkanımız olmuştu

O konuşurken bütün dikkatim satır aralarına gizlenmiş gerçek düşüncelerindeydi Acaba korkuyor muydu? Acaba herhangi bir irade zaafı geçirmiş miydi? Vakit ilerledikçe Halil'in tek kelime ile; onu yendiğini ve ona çoktan hazır olduğunu görecektim
Ölümden bahsederken gülüyor, " Allah (cc)'tan ne gelirse baş üstüne" diyordu

Mahkemeye gelirken zaman zaman öteki arkadaşların sorularına cevap veriyor, böylece önceki mahkemeye giderken de olup bitenden haberdar oluyordu

Bir arkadaş "gönderdiğimiz GELİNLİKLERİ aldınız mı?" diye sorunca "aldık" demiş, "nasıl oldu" deyince de "biraz uzun oldu" deyivermişti

Sonraları mahkemem İzmir'de kalmama karar verince, bende soruyu soran arkadaşlarla aynı koğuşa konulmuş, o zaman bu gelinlik meselesini sormuştum

"Nedir bu gelinlik? Ben bir şey anlayamadım" deyince anlattılar

Geçen mahkeme Halil bizden iki kefen istedi Devletin idam esnasında giydirdiği kefenin torba gibi bir şey olduğu, o kefenleri giymeleri halinde ellerinin, kollarının içerde kalacağını, rahat can çekişemiyeceklerini söyledi

Bizde koğuşa dönünce, elimizdeki avucumuzdaki parayı bir araya getirdik, iki kefen alacak parayı bulamadık Koğuşta 23 kişiyiz, üzerimizden iki kefen parası çıkmadı Sonunda bir arkadaşımızın ailesinin getirdiği iki beyaz nevresimi cezaevi terzisine diktirerek onlara gönderdik
Gelinlik dediğimiz onlara gönderdiğimiz kefenlerdi

Çok sonradan anlamıştım
"gelinliklerimiz uzun geldi" derlerken kefenleri giydiklerini Kim bilir kaç gece Azrail(as)'i beklerken öylece sabahlamışlardı!

Şu satırları yazdığım sırada düşünmeden edemiyorum, 23 ülkücü iki kefen alacak parayı bulamıyordu Ama halbuki tam o sırada Türkiye'de, Avrupa'da paralar toplanıyor ama nedense bir türlü cezaevine ulaşamıyordu

Bu hareketin kefen soyuculuktan zengin olan nice haini şimdi itibarlı adam rolünde geziyor; ama kim kimden hesap soracak?

Mahkeme salonunda duruşma saatini beklerken artık ölümü yendiğine emin olduğum Halil'e sormuştum" Nasıl bir gecede asılmak istersin?" Halil biraz düşünmüş daha sonra cevap vermişti

" Yağmurun hafif çiselediği bir gecede"

Duruşmadan sonra mahkeme benim İzmir'de kalmama karar vermiş, arkadaşlarla birlikte Buca Cezaevine dönmüştüm Kapı altında Halil aramızdan alınmış, başka bir aleme götürülür gibi götürülmüştü Bunun onu son görüşüm olduğunu biliyordum

Cezaevinde gazeteler her sabah bir sergi üzerinde koğuş kapılarına getirilir, tutuklular mazgal deliğinden uygun gördüklerini alırlardı Gazetelerimiz bir kaç defa gelmemiş, sonra da bunun manasını anlamıştık İdam cezalarının infaz edildiği günlerde veya mahkumlarla ilgili yeni düzenlemelerin gündeme geldiği günlerde gazeteler gelmez, böylece tutukluların olay çıkarması engellenmiş olurdu

4 Haziran'ı , 5 Haziran'a bağlayan baharın bütün tazeliği ile kendini gösterdiği böyle günlerden biriydi O yıllar bize bahar gelmez, şairin :"Bahar gelmiş, çiçek açmış neyleyim" mısraları dilimizden eksik olmazdı Sabah günlük haberleri herkesten önce okumak için gazetelerin gelmesini bekliyorduk Bir saat, iki saat derken vakit öğleyi bulmuştu ama gazeteler gelmemişti Hepimizin içine kurt düşmüştü Acaba kim? Bugün kimi asacaklar? Çok beklemeden sorumuzun cevabını almıştık Bir fırsatını bulan cezaevi terzisi kapıya gelerek mazgalı açmış ve o korkunç haberi vermişti

"Bahçede sehpa kuruluyor, bu gece Halil'le Selçuk'u asacaklar !"

Koca bir koğuş bir anda depreme uğramış gibi sarsılmıştı Önce ürkütücü bir sessizlik ve şok hali yaşamış, sonra çaresizlik içinde ne yapacağımızı şaşırmış vaziyette sağa sola koşturmuştuk Bu koşuşturma ölüm korkusunun veya panik halinin bir neticesi değil, çaresizliğin, onlara ulaşamamanın bu zor saatlerde onları teselli edememenin bir neticesiydi Acaba kararı radyodan duyunca ne demişlerdi? Genç yüreklerine korkunun hançeri batmışmıydı? Bütün bir koğuş tek bir kalp olmuş onları düşünüyor onlarla ölümü paylaşıyorduk

Haberi aldıktan bir kaç dakika sonra, mahkumları toplayarak kısa bir konuşma yaptım Kur-an bilenlere cüzleri dağıtarak gün boyu sabaha kadar Kur-an okumalarını söyledim Yapacağımız tek şey vardı; dua ve Kur-an'la onlara ulaşmak

Gece saat 24:00'e kadar iki hatim indirdik Akşam olunca saat 21:00'den itibaren her yarım saatte bir koğuş penceresine çıkarak, sela okumaya, Peygamber Efendimiz(sav)'e salat-ü selam getirmeye başladım Koğuş penceresinden yükselen sesin, onların ölümle dolmuş hücrelerine kadar girdiğine inanıyor, salat-ü selamları o duygularla okuyordum

Cezaevinde idamların infazı 01:00'de olurdu Son defa sela okumak üzere pencereye çıktım Halil'in mahkeme salonunda iken söylediği sözler aklıma geldi

"Yağmurun hafif çiselediği bir gecede asılmak isterdim"

Elimi koğuş parmaklıklarından dışarı uzattım, avucumu göğe doğru açtığımda aman Allah'ım bir yağmur Halil'in duasına icabet edercesine çiseliyordu Kendi kendime "Ah Halil'im! O gün Rabbimizden güneşleri yağdırmasını isteseydin, Rabbim o güneşleri bile yağdırırdı" diye mırıldandım

Bir koğuş göklerle birlikte Halil ve Selçuk'a ağlıyordu

Yorgun bir geceden sonra gardiyanların, "müdür çağırıyor" çağrısıyla uyandım Cezaevi müdürü üç kişiyi odasına çağırmıştı Halil'in asılmadan önce her birine ayrı ayrı yazarak bıraktığı hediye ve emanetleri bize takdim ediyordu Eşyalarını alarak koğuşa geldik Halil'in son anda yazdığı yazıları bizi rahatlatmış, ölüme aaaanetli gittikleri konusundaki kanaatlerimizi pekiştirmişlerdi

Nitekim koğuşa geldikten sonra bazı gardiyanlar idamı anlatarak: "Bu gece Buca'ya rahmet yağdı" demişlerdi Önce Selçuk, sonra Halil idam edilmişlerdi İkisi de sehpaya aaaanetle gelmiş, Kelime-i Şehadet getirdikten sonra altlarındaki sehpa çekilmişti İpte bir müddet sallandıktan sonra sanki ilahi bir el uzanarak ikisini de kıbleye çevirmişti Bir gardiyan: "Halil'i indirdiğimizde başındaki takke yana düşmüş, hafif yatmıştı Biz böyle bir şey görmedik" diyordu

Sonra infazda bulunan Buca Muradiye İmamı şöyle diyordu
"Bana hiç evliya gördün mü diyenlere; evet Halil ile Selçuk'u gördüm diyeceğim"

Halil'in bize emanet ettiği eşyalar koğuş başkanı olduğum için bana takdim edildi Hepsini tek tek inceledim Özel eşyalarını ayırdım Notlarını okudum, notlar daha çok kılınan kaza namazları ile tutulan oruçların listesiydi Ölümle ilgili ayet ve hadisler bir sürü ilmihal bilgisi ile ilgili notlar

Eşyalar arasında gazete kağıdına sarılmış küçük bir paket dikkatimi çekti Çorap ve iç çamaşırı olacağını sanmıştım Açtım ve baktım ki " Etrafı oyalı yeşil bir baş örtüsü " o an nasıl duygulandığımı, nasıl bir gözyaşı anaforuna tutulduğumu anlatamam Bütün koğuş ağlıyordu

Rahmetli Halil tutuklanmadan kısa bir zaman önce evlenmiş, murad alamadan hapishane köşelerine düşmüştü İhtimal ki; iki buçuk yıl kaldığı ölüm hücresinde eşinin baş örtüsü onun dert ortağı olmuştu

Dağıtabilir eşyaları dağıttıktan sonra, kalanları postayla babasına gönderdik Halil'in babası çok dindar, çok mütevekkil bir adamdı Annesi de öyle Çok sonraları tahliyeden sonra evlerini ziyaret ettiğimde bu aileden böyle bir yiğidin nasıl çıktığını anlamıştım Eşyaları gönderdikten takriben iki hafta sonra Halil'in babasından hepimizi ürperten bir mektup geldi Şöyle diyordu:

Halil'in annesi; oğlum şehit oldu mu? Olmadı mı? diye çok üzülüyordu Bir gece rüyasında kendini cennette görüyor Bütün sahabiler toplanmış HzPeygamber(sav)'i bekliyorlar Halil'in annesi hanım sahabilerden birine yaklaşıp soruyor: Bugün burada ne varki böyle toplanmış bekliyorsunuz!

Hanım sahabi cevap veriyor:
Bilmiyor musun, bugün burada şehit Halil Esendağ'ın düğünü var Nikahını HzPeygamber(sav) kıyacak onun için bekliyoruz

Bu rüyayı kime anlattıysak gözyaşlarını tutamamış mescide kapanıp ağlamıştı





ŞEHADET 5 HAZİRAN 1983
Kaynak : "Eylül'de gel" dediler Kitabı
Hikaye : Yusuf Soylu , Nizamettin Coşkun
Özeltip Bandırma Cezaevi 891999 / Bandırma


 

Yıldızçiçeği isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Sponsored Links

Google'a ekle
Yudumla   Mumsema   Derya Gibi   Oya
Cevapla
Tags: ,


Bookmarks
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Gri gelinlik modeli NAZLI Gelinlik ve Gelin Aksesuarları 1 29-06-2008 18:54
En İyi 20 Gelinlik Ve Giyenleri RüzgarGülü Gelinlik ve Gelin Aksesuarları 0 28-04-2008 13:45
Dünya Hayatı Geçicidir ve Ölüm Kesin Bir Gerçektir Engin Vaazlar & Sohbetler 0 17-04-2008 18:04
Kıyamet Günü Kesin Olan Bir Gerçektir Engin Vaazlar & Sohbetler 0 17-04-2008 18:03
Gelinlik..! DereeN Seviyeli-Ciddi Konular 0 15-02-2008 19:26



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:32 .
TOPlist TOPlist Add to Google
Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc.
Yudumla